Dizi Haberleri

Sweet Tooth 1. Sezon Değerlendirmesi

Sweet Tooth 1. Sezon Değerlendirmesi, Sinema ve dizi takipçileri için Sweet Tooth 1. Sezon Değerlendirmesi konusunu ele aldık.. Yazımızda Sweet Tooth 1. Sezon Değerlendirmesi ile alakalı tüm ayrıntı kısmı siz değerli okurlarımıza anlatmaya çalıştık.

Sweet Tooth 1. Sezon Değerlendirmesi

Dünyanın sonu gelecek elbet ama nasıl? Kimine göre makineler kimine göre iklim değişikliği, Sweet Tooth’a göre ise virüsler getirecek dünyanın sonunu…

Bilimkurgunun bir alt türü olarak anılan post apokaliptik hikâyelerin Mary Shelley’nin 1826 senesinde yayımlanan ve veba hastalığından sağ kalanlara odaklanan The Last Man adlı eseriyle başladığı kabul edilir. Post apokaliptik evrenlerde nükleer, biyolojik, ekolojik, jeolojik yahut kozmolojik felaketlere bağlı olarak dünyanın sonunun gelmesinin ardından sağ kalan bireylerin hayatlarına nasıl devam edeceğine yönelik hikâyeler anlatılır. Edebiyattan beyazperdeye, yakın günlerde bilgisayar oyunlarına derken yeryüzündeki bir çok inanış ve mitten beslenerek kendine yeni dünyalar yaratan bu türün son emsallarinden olan Sweet Tooth, bir önceki günlerde Netflix kataloğuna eklendi.

Kanadalı yazar Jeff Lemire’in DC Comics çatısı altında yayımlanan aynı adlı çizgiromanının dizi uyarlamasında, We Are What We Are ve Cold in July gibi yapımlarıyla tanıdığımız Jim Mickle’ın imzası yer alıyor. Sekiz bölümlük dizinin beş bölümünü yöneten Jim Mickle’ın, Ben Schwartz ile birlikte konusunu kaleme aldığı Sweet Tooth’ta, on yıl önce yaşanan Büyük Çöküş’ün ardından dünyanın altını üstüne getirerek gizemli bir biçimde yarı hayvan-yarı insan olan melez çocuklar doğmaya başlar. İnsanlık, bir kez daha anlamlandıramadığını yok etme dürtüsüyle melezleri yok etmeye odaklanırken, “Son Adamlar” olarak tabir edilen bir grup avcı aracılığıyla bu çocuklar avlanmaya başlanır. Bu bilgiler ışığında babasıyla birlikte gözlerden uzak bir ormanda güvenli bir biçimde yaşayan yarı geyik-yarı insan Gus’ın üzerinden adım atıyoruz bu dünyaya. Gus’ın hikâyesine eski Amerikan futbolcusu Jepperd dâhil olunca ikili; köken, geçmiş, yuva gibi kavramların kendi benliklerinde karşılıklarını aradıkları bir yolculuğa çıkarlar. Yolculuk sırasında Gus ve Jepperd’ın türlü müttefik ve düşmanla yolları kesişirken, paralel hikâyeler ve hayatlarla çok da derinlikli olmayan ama bi hayli geniş bir dünyanın içine Gus’ın öncülüğünde dâhil oluyoruz.

Sweet Tooth: Melezler, Geçmiş, Gelecek ve Aile

Mad Max, 28 Days Later, Turbo Kid gibi türdaşlarının aksine, bi hayli karanlık ve de umutsuz olan hikâyesini beklendiği üzere sert bil dille değil çocuksu bir üslupla, yumuşak bir anlatım diliyle anlatmayı tercih ediyor Sweet Tooth. Hatta bunu yaparken dizinin de kendi içinde referans verdiği gibi Mark Twain’in mühim eserleri Tom Sawyer’ın Maceraları ve Huckleberry Finn’in Macaraları’na benzer bir dünya çapında baş kişiliği Gus’ı olaylar silsilesinin içine bırakıyor. Bu yönüyle sinema ve televizyon dünyasında örneğine çok fazla rastladığımız, çocukların başrolde olduğu serüven hikâyelerine benzer bir tatla, nostaljik dilini ve nahif anlatısını, Gus’ın Mark Twain kişiliği gibi çizilmesiyle hissettirebiliyor.

Sweet Tooth, Gus ve Jepperd’ın hikâyesine paralel olarak seyircileri meslek ahlakı ile eşine duyduğu aşk içinde seçim yapması gereken Doktor Aditya Singh’in ve bir hayvanat bahçesini kendine sığınak belleyen Aimee ile Büyük Çöküş’ün ardından gelen ilk günlerde kapısına bırakılan yarı domuz-yarı insan melez kızı Wendy’nin hikâyelerine de ortak ediyor. Ayrıca bir süre sonra Gus ile Jepperd’ın yollarına yer yer düşman ve müttefik sözcüklerinin anlamlarını sorgulatan Bear da dâhil oluyor. Bear’la ilk kez önderi olduğu Hayvan Ordusu’yla birlikte lunaparkta karşılaşıyoruz. Bear ve Hayvan Ordusu, melez çocukları gelecek hatta mucize olarak gördükleri için Son Adamlar’ı kendilerine düşman belliyorlar ve tüm hayatlarını melez çocukları korumaya adıyorlar. Dizi, Büyük Çöküş’ün başladığı senelerda hemen hemen 5-6 yaşında olan gençlerden, adeta tüm olanların sebebi kendileriymiş gibi kahramanlık hikâyesi yazmalarını bekliyor. Jenerasyonlar içindeki bu savaşta günümüz dünyasında da benzerini gördüğümüz bir biçimde dünyayı kurtarmak, değiştirmek, var olan düzeni yıkmak gibi gayeler gençlerden bekleniyor ama çok da sürmüyor. Dizi de bu düşüncesin arkasında çok durmuyor ki gençlere verdiği bu misyonu tamamlatamadan hikâyesini değişik bir yere eviriyor.

Yine de farklı fikirleri -çok da derinlikli olmamakla birlikte- yapısal olarak bütünlüklü tutması dizinin artı değerlerinden biri hâline geliyor. Gus ve Jeffred’in, GoGro’ya doğru yaptıkları yolculukta, kutsallaştıran aile kavramının en baştan sorgulanmasına tanıklık ederken, diğer karakterler üzerinden de farklı tabularla yüzleşebilinmekte. Dizi bu kurmaca dünya içinde; seçtiğimiz aile, manevi bağ, hayat arkadaşlığı gibi konularda söylemlerde yer alıyor ve özellikle aile kavramı üzerinden beklediğimizin yahut olması gerekenin her zaman doğru olamayacağını da bir biçimde dile getiriyor. Tüm bu sorgulamaları da büyük cümleler kurmadan, dizinin çocuksu macerasıne yakışır bir tonda yapıyor.

Doğayla iç içe var olan bu kurgusal evren, yaşamımızı yeniden şekillendiren koronavirüs dönemiyle alakalı duygudaşlık kurabileceğimiz benzerlikler sunarken; korona sonrası toplum psikolojisiyle de post apokaliptik türe güncellik katıyor. Dizinin görsel dili; yapım tasarımı, görüntü yönetimi gibi birden fazla teknik unsurlarla türü güncellenmeye devam ederken, dizinin doğaya olan sevgisi ise bu teknik unsurlarla iyice pekişiyor. Ekran yolculuğuna aslında 2018 senesinde Hulu’da başlayan Sweet Tooth, Hulu’nun pilot bölüme onay vermesine rağmen hayata geçirilmeden soluğu Netflix’te alıyor. Yapım ekibi değişmeden 2020’nin son aylarında sete çıkan ekibin korona günlerini ne kadar iyi gözlemlediğini dizinin her bölümünde hissedebilinmekte. Planlandığı gibi 2018 senesinde sete çıkıldığında çalışmada ne gibi farklılar olurdu bilinmez lakin bu geçen süre zarfında Jim Mickle ve ekibinin ne kadar iyi gözlem yaptığı aşikâr. Bu gözlem gücü aracılığıyla seyirciyle korona psikolojisi üzerinden bağ kurmanın kötü neticeler doğurmasını beklerken aksine empatiyi ön plana çıkarmasıyla hikâyeye artı değer kattığını seyrettiğimiz sekiz bölüm üzerinden aktarabiliriz.

Henüz Netflix aracılığıyla dizinin ikinci sezonuna dair açıklama gelmese de final bölümüyle gelecek sezonun kapısı aralanıyor, en azından kapı aralığındaki ışığı yakalayabilinmekte. Sweet Tooth: The Return adında, devam niteliğinde bir çizgiromanın olması da izlenme sayılarına göre yeni bir sezonun gelebileceğine işaret ediyor.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu