Sinema Haberleri

No Sudden Move

No Sudden Move, Sinema ve dizi takipçileri için No Sudden Move konusunu ele aldık.. Yazımızda No Sudden Move ile alakalı tüm ayrıntı kısmı siz değerli okurlarımıza anlatmaya çalıştık.

No Sudden Move

26 yaşında çektiği ilk filmi ile Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülü alan Steven Soderbergh’in kariyeri hayal kırıklığı yönünden olsa olsa Orson Welles’in kariyeri ile kıyaslanabilir. En kaliteli filmlerinin ilk filmleri olduğu algısını kırmak bu iki yönetmen için de çok zor hatta yer yer imkânsız olmuştur. Bundan dolayı de -her ne kadar bambaşka biçimde ilerleseler de- iki yönetmenin de filmografisi enteresan iniş ve çıkışlarla doludur. Soderbergh’in bağımsız sinemadan stüdyoya, Welles’in ise stüdyodan bağımsız sinemaya kayışı akla gelen ilk fark olabilir. Bir indie başyapıtı olan Sex, Lies & Videotape (1989) ardından Soderbergh; The Limey, Kafka, Schizopolis gibi enteresan bağımsız eserler de vermişti. George Clooney ve Jennifer Lopez’li Out of Sight ile başlayan stüdyo filmleri flörtü 2000 senesinde Akademi Ödülleri’ne damgasını vuran iki filmi Erin Brokovich ve Traffic ile sürdü. 2000, Hollywood’da Soderbergh adının parladığı yıldı. Bağımsız sinema tutkunlarının ilahlaştırdığı genç Amerikan dahi auteur, Hollywood’u değiştirmeye mi geliyordu? Lakin sonra, Soderbergh Ocean’s Eleven gibi büyük bir stüdyo filmi yaptı, hatta bunu bir üçlemeye çevirdi. Daha ardından ise bambaşka bir yola girerek Che üzerine bir filmi hem de İspanyolca çekti. Soderbergh’in kariyeri daha bunun gibi birden fazla enteresan karar, iniş ve çıkışlarla dolu. Lakin, Soderbergh her zaman üretmeyi sürdürdü. Kendinden beklenen bir standardın üzerinde işler yapmaveya sürdürmekte. Her ne kadar Che sonrası yaptığı filmlerin (yani son on üç senedir!) pek bir iz bırakmadığını söylemek olabilecekse de, seyirlik kalburüstü stüdyo filmleri çıkardığı da şüphesiz. İşte tam bu noktada, No Sudden Move karşımıza çıkıyor. Tribeca Film Festivali’nde açılışını yapan ve HBO Max için üretilen bu film, Soderbergh’in belki de Che’den beri yaptığı en iyi iş olabilir. 1950’lerin Amerika’sında geçen bu gangster ve soygun filmi, bilinmedik bir olay örgüsüne sahip değil. Lakin, olay örgüsünden daha çok, soygun filmi mantığını hangi temaları deşmek için kullandığı filmi ilgi çekici kılıyor. Ocean’s Eleven gibi fosforlu kalemle boyanmış bir armağan paketinden fazla, daha pastel renklere sahip ve biraz daha “pis” bir film var karşımızda. No Sudden Move: Biraz Hakiki Biraz Havai Kapitalizmin ölü şehirler yarattığı altına hücum dönemi sonrası Amerika’sında, post endüstriyel kapitalizmin yarattığı en büyük ölü şehir olan Detroit’in altın çağı denebilecek 1950’li senelerda geçen No Sudden Move, basit bir belgeyi ele geçirmek için kiralanan iki gangsterin kendilerini büyük bir dalaverenin içinde bulmalarını anlatıyor. Bugün Ford fabrikaları kapandığı için terk edilmiş bir şehre dönen devasa Detroit, araba üretimi savaşlarının, petrol krizlerinin ve çevre kirliliğinin merkezi olarak da bilinmektedu. Tüm bunların gelişimini bir biçimde arka planda tutarak ve Amerika’nın kanayan yarası ırkçılığı da hesaba katarak Steven Soderbergh hareketli bir macera filmine imza atmış. Filmi, tüm bu arka planını dikkate almadan izlemek de olabilecek. Lakin o zaman elimizde aksiyon ve gerilim dozu pek de Ocean’s Eleven düzeysinde olmayan bir film kalıyor. Belki de filmi eleştirmenlerin seyircilerden daha çok sevmesinin sebebi de bu olabilir. Soderbergh’in bir araya getirdiği oyuncu kadrosu da yine bir yıldızlar geçidi. Başrolleri paylaşan Don Cheadle ve Benicio del Toro’ya David Harbour, Jon Hamm, Ray Liotta, Kieran Culkin, Brendan Fraser, Julia Fox ve Matt Damon eşlik ediyor. Ocean’s Eleven’da denemediği, Logan Lucky’de ise pek derinleşemediği sınıf…
No Sudden Move
No Sudden Move
2021-07-08
Ekin Can Göksoy

Yazar Puanı

Puan – 65%

65

65%

No Sudden Move, Soderbergh’in belki de Che’den beri yaptığı en iyi iş olabilir. 1950’lerin Amerika’sında geçen bu gangster ve soygun filmi, bilinmedik bir olay örgüsüne sahip değil. Lakin, olay örgüsünden daha çok, soygun filmi mantığını hangi temaları deşmek için kullandığı filmi ilgi çekici kılıyor. Ocean’s Eleven gibi fosforlu kalemle boyanmış bir armağan paketinden fazla, daha pastel renklere sahip ve biraz daha “pis” bir film var karşımızda.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!

65

26 yaşında çektiği ilk filmi ile Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülü alan Steven Soderbergh’in kariyeri hayal kırıklığı yönünden olsa olsa Orson Welles’in kariyeri ile kıyaslanabilir. En kaliteli filmlerinin ilk filmleri olduğu algısını kırmak bu iki yönetmen için de çok zor hatta yer yer imkânsız olmuştur. Bundan dolayı de -her ne kadar bambaşka biçimde ilerleseler de- iki yönetmenin de filmografisi enteresan iniş ve çıkışlarla doludur. Soderbergh’in bağımsız sinemadan stüdyoya, Welles’in ise stüdyodan bağımsız sinemaya kayışı akla gelen ilk fark olabilir. Bir indie başyapıtı olan Sex, Lies & Videotape (1989) ardından Soderbergh; The Limey, Kafka, Schizopolis gibi enteresan bağımsız eserler de vermişti. George Clooney ve Jennifer Lopez’li Out of Sight ile başlayan stüdyo filmleri flörtü 2000 senesinde Akademi Ödülleri’ne damgasını vuran iki filmi Erin Brokovich ve Traffic ile sürdü. 2000, Hollywood’da Soderbergh adının parladığı yıldı. Bağımsız sinema tutkunlarının ilahlaştırdığı genç Amerikan dahi auteur, Hollywood’u değiştirmeye mi geliyordu? Lakin sonra, Soderbergh Ocean’s Eleven gibi büyük bir stüdyo filmi yaptı, hatta bunu bir üçlemeye çevirdi. Daha ardından ise bambaşka bir yola girerek Che üzerine bir filmi hem de İspanyolca çekti. Soderbergh’in kariyeri daha bunun gibi birden fazla enteresan karar, iniş ve çıkışlarla dolu. Lakin, Soderbergh her zaman üretmeyi sürdürdü. Kendinden beklenen bir standardın üzerinde işler yapmaveya sürdürmekte. Her ne kadar Che sonrası yaptığı filmlerin (yani son on üç senedir!) pek bir iz bırakmadığını söylemek olabilecekse de, seyirlik kalburüstü stüdyo filmleri çıkardığı da şüphesiz.

İşte tam bu noktada, No Sudden Move karşımıza çıkıyor. Tribeca Film Festivali’nde açılışını yapan ve HBO Max için üretilen bu film, Soderbergh’in belki de Che’den beri yaptığı en iyi iş olabilir. 1950’lerin Amerika’sında geçen bu gangster ve soygun filmi, bilinmedik bir olay örgüsüne sahip değil. Lakin, olay örgüsünden daha çok, soygun filmi mantığını hangi temaları deşmek için kullandığı filmi ilgi çekici kılıyor. Ocean’s Eleven gibi fosforlu kalemle boyanmış bir armağan paketinden fazla, daha pastel renklere sahip ve biraz daha “pis” bir film var karşımızda.

No Sudden Move: Biraz Hakiki Biraz Havai

Kapitalizmin ölü şehirler yarattığı altına hücum dönemi sonrası Amerika’sında, post endüstriyel kapitalizmin yarattığı en büyük ölü şehir olan Detroit’in altın çağı denebilecek 1950’li senelerda geçen No Sudden Move, basit bir belgeyi ele geçirmek için kiralanan iki gangsterin kendilerini büyük bir dalaverenin içinde bulmalarını anlatıyor. Bugün Ford fabrikaları kapandığı için terk edilmiş bir şehre dönen devasa Detroit, araba üretimi savaşlarının, petrol krizlerinin ve çevre kirliliğinin merkezi olarak da bilinmektedu. Tüm bunların gelişimini bir biçimde arka planda tutarak ve Amerika’nın kanayan yarası ırkçılığı da hesaba katarak Steven Soderbergh hareketli bir macera filmine imza atmış. Filmi, tüm bu arka planını dikkate almadan izlemek de olabilecek. Lakin o zaman elimizde aksiyon ve gerilim dozu pek de Ocean’s Eleven düzeysinde olmayan bir film kalıyor. Belki de filmi eleştirmenlerin seyircilerden daha çok sevmesinin sebebi de bu olabilir.

Soderbergh’in bir araya getirdiği oyuncu kadrosu da yine bir yıldızlar geçidi. Başrolleri paylaşan Don Cheadle ve Benicio del Toro’ya David Harbour, Jon Hamm, Ray Liotta, Kieran Culkin, Brendan Fraser, Julia Fox ve Matt Damon eşlik ediyor. Ocean’s Eleven’da denemediği, Logan Lucky’de ise pek derinleşemediği sınıf meselesi de aslında No Sudden Move’da epey bir yer tutuyor. II. Dünya Savaşı ABD’sinin neyin üzerine ve neyin pahasına kurulduğuna dair ufak gözlemleri ve soruları da var filmin. Lakin film bu yönüyle de biraz ortada. Yukarıda da dediğim gibi, keyifli bir seyirlik olmak için pek yavaşken, Amerikan bağımsızı olmak için de pek yüzeysel kalıyor. Ama Soderbergh’in tüm diğer filmleri gibi izlenebilirlik dozunu yüksek tutuyor. Cheadle ve Del Toro’nun sinerjisi filmi epey bir götürüyor fakat senaryonun “komedi” dokunuşlarına da bi hayli açık olduğu, öyle kapkara bir film olmadığı da gerçek. Yer yer The Limey’nin atmosferine yaklaştığı olsa da aslında filmin havası halen daha Che-sonrası “hafif” filmlerin Soderbergh’i havasından uzaklaşmıyor.

No Sudden Move, bütün Soderbergh filmleri gibi Hollywood’un hemen hemen üstü yapımlarından ve önceden de dile getirdiğim gibi, Soderbergh’in son 10-12 senedir yaptığı en iyi film. Lakin bunun, filmin tek başına iyi olduğunu söylemeye yeteceğini düşünmüyorum. Sıkı Soderbergh takipçilerinin veya keyifli bir seyirlik arayan ama birazcık da hakiki bir film izlemek isteyenlerin kaçırmaması gereken bir film. Amerika denen garip şeye dair sunduğu soruları ve gözlemleriyle, ayakları yere basan bir macera filmi No Sudden Move, ama daha fazlası değil.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu