Dizi Haberleri

Lucifer 5. Sezon 2. Kısım Değerlendirmesi

Lucifer 5. Sezon 2. Kısım Değerlendirmesi, Sinema ve dizi takipçileri için Lucifer 5. Sezon 2. Kısım Değerlendirmesi konusunu ele aldık.. Yazımızda Lucifer 5. Sezon 2. Kısım Değerlendirmesi ile alakalı tüm ayrıntı kısmı siz değerli okurlarımıza anlatmaya çalıştık.

Lucifer 5. Sezon 2. Kısım Değerlendirmesi

Melekleri Dünya’ya bireylerin arasına atan, daha da mühimsi şeytanı cehennemdeki tahtından alıp ölümlü bireylerin arasına karıştıran Lucifer, 5. sezonunu sekiz bölümlük ikinci kısımla bitirdi. Lucifer Morningstar ve Chloe Decker’ın imkânsız aşkı sezonun ikinci bölümünde yeni önüne geçerle sınanırken dizi hikâyesinde bulunan bütün gerçeküstü unsurları bir düzey yukarı taşıyor. Lakin atılan bu adım hikâyeyi başka bir yere taşımaktansa daha tutarsız ve zayıf hâle getiriyor.

Sezonun ilk sekiz bölümlük bölümünde ölümden sonra gidildiğine inanılan “ahiret” dünyasında resmi olarak hiç kimse kalmamıştı. En sonunda Tanrı da bütün melekler ve hatta şeytanlar, iblisler gibi Dünya’ya inmiş, bireylerin arasına karışmıştı. Sezonun ikinci kısmı hikâyeyi ilk parçanın bıraktığı yerden devralıyor ve seyircisine bu durum üzerinden çiçeği burnunda ve aslında Lucifer’ın bir türlü gelişemeyen hikâyesi için heyecan verici çatışmalar sunuyor. Lakin her biri hemen hemen 60 dakikaya kadar uzayan, uzarken seyirciyi telefonuna bakmaktan veya başka bir şeyle uğraşmaktan alıkoyamayan bölümler ortaya atılan bu çatışma fikirlerinin içlerini dolduramıyor. Duygusal anlamda etkileyici bazı anlar dışında sekiz bölümlük ikinci kısım, Lucifer’ın melekler, şeytanlar, iblisler ve ölümlüler içinde geçen hikâyesini daha da akıl almaz kılarken başta Chloe Decker olmak üzere karakterlerini zayıflatıyor ve ortaya attığı tüm çatışma fikirlerinin ardında aslında yine yalnızca beş sezondur tekrarladığı imkânsız aşkın karşı karşıya geldiğı akıl almaz önüne geçerden destek almaya çabalıyor.

Lucifer 5. Sezon 2. Kısım: Yeni Fikirler Kılıfında Sunulan Eski Hikâye

Neil Gaiman, Sam Kieth ve Mike Dringenberg aracılığıyla DC evreninde yaratılan karakterleri diziye uyarlayan Lucifer, ölümden sonraki ve hatta doğumdan önceki yaşam, yaradılış ve inanışlarla ilgilenen bir hikâyeye sahip. Dizi bir de tüm bunların yanına Los Angeles sokaklarında işlenen gizemli cinayetleri koyuyor. Dolayısıyla iki dünya içinde köprü kuran dizinin aslında bi hayli ilgi çekici, başka boyutlara taşınmaya müsait bir anlatısı var. Lakin tüm bunların yanında Lucifer’ın 5 sezondur benimsediği bir alışkanlığı da var. Dizi aslında Tanrı, şeytan, melekler ve inanışlar gibi merak uyandırıcı konulara ve konseptlere değinip ölümlüler ve ölümsüzlere ait iki farklı dünya içinde gizemli cinayetler üzerinden köprüler kurarken, Lauren German’ın oynadığı Chloe Decker ile Tom Ellis’in oynadığı bi hayli beğeni alan şeytan Lucifer Morningstar içindeki klişe zorluklarla örülü aşkı ve bu aşkın karşı karşıya geldiğı önüne geçeri anlatmak istiyor. Yani özetlemek gerekirse ilk bakışta fanilerin ve ölümsüzlerin dünyaları içinde gizemli cinayetler üzerinden bağlantı kurduğunu iddia ederken aslında bi hayli klasik ve sıradan bir imkânsız aşk hikâyesine takılıp kalıyor. Anlatmayı vaat ettiği heyecan verici konuları ise bu amaç uğrunda yardımcı araçlar olarak kullanıyor.

Bir şeytan ve bir ölümlü içindeki aşk hikâyesi belki bir sezon veya iki sezon için bi hayli ilgi çekici bir fikir olsa da bu hikâye beş sezon boyunca anlatıldığı zaman karakterler ve dizinin anlatısında yer verdiği fanilerin ve ölümlülerin dünyalarına ait çatışmalar git gide daha da zayıflıyor. İlk sezonda daha kuvvetli, bağımsız bir hâlde tanıdığımız Chloe Decker bu sezonda Lucifer’dan bağımsız olarak düşünülemez hâle geliyor. Lucifer beş sezon boyunca yaptığı gibi hâlâ şeytanların aşk duygusunu hissedemeyeceklerinden bahsederken Chloe için her şeyi yapıyor ve ona aşktan da öte duygular besliyor. Dizi bu sezonunda duygularını kabullenip dile getiremeyen Lucifer ve ona ne olursa olsun sırılsıklam aşık olan Chloe içindeki imkânsız aşk hikâyesini bu anlatıların en klişe yollarından birine sokuyor. Bu hikâyeyi ilk bakışta anlatmayı vadettiği fanilerin ve ölümlülerin dünyaları içindeki büyük çatışmanın kılıfında sunuyor. Hatta arada ortaya tamamı bir şakaya ayrılmış bir bölüm bile atıyor. İlginç fikirlerin çekici kılıfını müzikal bölümlerle süsleyip yan karakterler ve ana karakterlerin yaşadıkları zorlukları, bu anların dramatik hissiyatını kuvvetlendirerek güçlendirmeye çabalıyor belki fakat günün sonunda bu girişimlerin hiçbiri fayda etmiyor.

Dizi, ana karakterlerini beş sezondur aynı hikâyeyle çevrelediği için Ella, Maze, Dan, Linda, Amenadiel ve hatta diğerlerine kıyasla daha az yer verilen Eve bile çok daha ilgi çekici kalıyor. Yan karakterlere ek olarak, ana anlatıya destek sağlama göreviyle yer verilen, üstünkörü anlatılan cinayetler ve ana hikâye içinde kurulan bağlantıların altı sürekli olarak olarak çiziliyor ve bu bağın kimse için herhangi bir sırrı kalmıyor. Dolayısıyla dizi, seyircisinin hikâyeye yönelttiği dikkat düzeysini daima hafife aldığı için hiçbir zaman seyircisinin tam konsantrasyonunu elde edemiyor. İlk başta sunulan çatışmalar derinlemesine işlenmediği, genelde Lucifer’ın varoluşsal krizlerinin gölgesinde bırakıldığı için melek kardeşler içinde yaşanan çetin taht kavgaları ve hatta Tanrı’nın emekli olması anlatısı bile ciddi boyutlara ulaşamıyor. Sezonun ikinci kısmının tek kuvvetli yanı ise yan karakterler üzerine kurduğu olay örgüleri ve yine yan karakterlerle desteklediği dramatik etkisi oluyor.

Lucifer’ın 5. sezonunun ikinci kısmı aslında bi hayli mühim bir kırılma noktasında başlıyor, çok etkileyici çatışmaları anlatmayı vaat ediyor ve duygusal anlamda belirli bir etkiyi yakalamayı başarıyor. Lakin ortaya atılan tüm çatışmalar, hiçbir zaman seyircinin dikkatini tamamen ele geçirebilecek biçimde derinlemesine ele alınmıyor, cinayetlerle ana hikâye içinde kurulan bağ, seyirciyi hafife alacak bir açıklıkla kuruluyor ve ana karakterler beş sezondur anlatılan hikâyenin gölgesi altında kalıyor.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu