Sinema Haberleri

Kusursuz Öğrenci – The Disciple

Kusursuz Öğrenci – The Disciple, Sinema ve dizi takipçileri için Kusursuz Öğrenci – The Disciple konusunu ele aldık.. Yazımızda Kusursuz Öğrenci – The Disciple ile alakalı tüm ayrıntı kısmı siz değerli okurlarımıza anlatmaya çalıştık.

Kusursuz Öğrenci – The Disciple

İlk gösteriminin yapıldığı Venedik Film Festivali’nden En İyi Senaryo Ödülü ile dönen The Disciple’ın konusu, genç senarist ve yönetmen Chaitanya Tamhane’nin 21 yaşındayken yazdığı ve bir sihirbazın yaşamına odaklandığı Grey Elephants in Denmark isimli tiyatro oyununa dayanıyor. Tamhane, ikinci uzun metraj filmi The Disciple’da, Hint klasik müziğinin tarihi, yapısı ve iç enerjiklerine dair pek bir şey bilmemesine rağmen hikayenin merkezine bir sihirbaz yerine bir müzisyeni almaya karar veriyor. Böylelikle öte yandan sesi güzel olmadığı için müzik incelemelerina yönelen babası gibi bir sonla yüzleşmekten korkan ana karakter Sharad Nerulkar (Aditya Modak) kaçınılmaz sona ilerliyor; diğer yandan ise dönüşen Mumbai şehriyle birlikte tarihi iki yüzyıl geriye dayanan Kuzey Hindistan klasik müziğine giderek azalan ilgi üzerinden batılılaşmanın doğudaki etkisine dair çok yönlü bir bakış geliştirilmiş oluyor. Tamhane, ikinci uzun metraj filmi The Disciple’da, Hint klasik müziğinin tarihi, yapısı ve iç enerjiklerine dair pek bir şey bilmemesine rağmen hikayenin merkezine bir sihirbaz yerine bir müzisyeni almaya karar veriyor. Böylelikle öte yandan sesi güzel olmadığı için müzik incelemelerina yönelen babası gibi bir sonla yüzleşmekten korkan ana karakter Sharad Nerulkar (Aditya Modak) kaçınılmaz sona ilerliyor. Diğer yandan ise dönüşen Mumbai şehriyle birlikte tarihi iki yüzyıl geriye dayanan Kuzey Hindistan klasik müziğine giderek azalan ilgi üzerinden batılılaşmanın doğudaki etkisine dair çok yönlü bir bakış geliştirilmiş oluyor. Chaitanya Tamhane, 2014 senesinde bağımsız sinema dünyasının heyecanla karşıladığı ilk filmi Court’ta Hindistan toplumuna ve hukuk sistemine ait geleneksel ve modern unsurların çatışmasını, aktivist bir halk ozanına açılan trajigülünç bir davanın etrafına yerleştirerek aktarmıştı. Geçen süre zarfında sanatçılar için açılan bir usta-çırak programı vasıtasıyla The Disciple’ın da yapımcılarından Alfonso Cuarón’la işbirliği yapan yönetmen, geçtiğimiz haftalarda Netflix kataloğuna eklenen The Disciple’da, Court’takine çok yakın bir sinematografi inşa ediyor. İki yıl süren ön hazırlık ve araştırma sürecinden sonra The Disciple’ın konusunu yazmaya başlayan Tamhane, kamerasıyla, geniş ve bi hayli fazla ayrıntılı mizansenleri günlük yaşamın akışına andıran yavaş bir tempoyla yakalamaya çalışıyor. Tamhane, filmin oyuncu kadrosunu oluştururken kendi iç devinimiyle gelişen bu akışa zorlama herhangi bir unsurun zarar vereceğini düşünmüş ve Hindistan klasik müziğinin icrasına yabancı oyuncularla çalışmak yerine gerçek müzisyenlerle çalışmaya karar vermiş. Ana karakter Sharad Nerulkar’ın hemen hemen yirmi yıla yayılan üç farklı zaman aralığındaki hâlini canlandıran ve önceden oyunculuk tecrübeli olmayan Aditya Modak’ın performansı, kişiliğin her döneme özgü ruh hâllerini (umudunu, kıskançlığını, öfkesini, özgüvensizliğini ve hayal kırıklığını) olabildiğince yalın bir biçimde ifade edişi yönünden takdire şayan. ***Yazının bundan sonraki bölümü The Disciple ile alakalı keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.*** The Disciple: Zamana Yenilen İdeal Filmin karanlık ekranda önce sesle sonra da görüntüyle ağır ağır açıldığı iki ana bir de final bölümü olmak üzere toplamda üç kısmı yer alıyor. Yazının devamında bu üç bölümde karanlık ekranla baş başa kaldığımız o ufak anlarda duyduğumuz sesleri yorumlayarak devam edeceğim. Öncelikle ana karakter Sharad Nerulkar’ın film boyunca usta icracılardan biri olmak için debelendiği Hindistan klasik müziğiyle alakalı birkaç detay vereyim. Sharad’ın icra ettiği Alwar kültüründen beslenen Kuzey Hindistan klasik müziğinde Türk sanat müziğindeki makamları andıran raga’lar yer alıyor. Genelde sitar ve vurmalı çalgılarla icra edilen raga’lar vokal doğaçlamaları için melodik bir çerçeve sunuyor. Sharad filmin ilk bölümünde, ona babasından…
Kusursuz Öğrenci – The Disciple
Kusursuz Öğrenci – The Disciple
2021-05-12
Muhammed Sadık Özçelik

Yazar Puanı

Puan – 88%

88

88%

The Disciple; kültürel ve teknolojik değişimin baş döndüren hızı karşısında eski ustaların etrafına örülmüş efsanelere tutunarak ayakta kalmaya çalışan, zannettiği kadar göz alıcı olmayan bir müzisyenin hemen hemen otuz yıla yayılan hikâyesine odaklanıyor. Gençliğin gücünden beslenen destansı bir usta olma hayalinin ve umudun bizzat kendisinin ağır ağır nasıl yitirildiğini akıllıca dizayn edilmiş geniş bir çerçeveden sunuyor.

Kullanıcı Puanları: 3.55( 3 oy)

88

İlk gösteriminin yapıldığı Venedik Film Festivali’nden En İyi Senaryo Ödülü ile dönen The Disciple’ın konusu, genç senarist ve yönetmen Chaitanya Tamhane’nin 21 yaşındayken yazdığı ve bir sihirbazın yaşamına odaklandığı Grey Elephants in Denmark isimli tiyatro oyununa dayanıyor. Tamhane, ikinci uzun metraj filmi The Disciple’da, Hint klasik müziğinin tarihi, yapısı ve iç enerjiklerine dair pek bir şey bilmemesine rağmen hikayenin merkezine bir sihirbaz yerine bir müzisyeni almaya karar veriyor. Böylelikle öte yandan sesi güzel olmadığı için müzik incelemelerina yönelen babası gibi bir sonla yüzleşmekten korkan ana karakter Sharad Nerulkar (Aditya Modak) kaçınılmaz sona ilerliyor; diğer yandan ise dönüşen Mumbai şehriyle birlikte tarihi iki yüzyıl geriye dayanan Kuzey Hindistan klasik müziğine giderek azalan ilgi üzerinden batılılaşmanın doğudaki etkisine dair çok yönlü bir bakış geliştirilmiş oluyor.

Tamhane, ikinci uzun metraj filmi The Disciple’da, Hint klasik müziğinin tarihi, yapısı ve iç enerjiklerine dair pek bir şey bilmemesine rağmen hikayenin merkezine bir sihirbaz yerine bir müzisyeni almaya karar veriyor. Böylelikle öte yandan sesi güzel olmadığı için müzik incelemelerina yönelen babası gibi bir sonla yüzleşmekten korkan ana karakter Sharad Nerulkar (Aditya Modak) kaçınılmaz sona ilerliyor. Diğer yandan ise dönüşen Mumbai şehriyle birlikte tarihi iki yüzyıl geriye dayanan Kuzey Hindistan klasik müziğine giderek azalan ilgi üzerinden batılılaşmanın doğudaki etkisine dair çok yönlü bir bakış geliştirilmiş oluyor.

Chaitanya Tamhane, 2014 senesinde bağımsız sinema dünyasının heyecanla karşıladığı ilk filmi Court’ta Hindistan toplumuna ve hukuk sistemine ait geleneksel ve modern unsurların çatışmasını, aktivist bir halk ozanına açılan trajigülünç bir davanın etrafına yerleştirerek aktarmıştı. Geçen süre zarfında sanatçılar için açılan bir usta-çırak programı vasıtasıyla The Disciple’ın da yapımcılarından Alfonso Cuarón’la işbirliği yapan yönetmen, geçtiğimiz haftalarda Netflix kataloğuna eklenen The Disciple’da, Court’takine çok yakın bir sinematografi inşa ediyor.

İki yıl süren ön hazırlık ve araştırma sürecinden sonra The Disciple’ın konusunu yazmaya başlayan Tamhane, kamerasıyla, geniş ve bi hayli fazla ayrıntılı mizansenleri günlük yaşamın akışına andıran yavaş bir tempoyla yakalamaya çalışıyor. Tamhane, filmin oyuncu kadrosunu oluştururken kendi iç devinimiyle gelişen bu akışa zorlama herhangi bir unsurun zarar vereceğini düşünmüş ve Hindistan klasik müziğinin icrasına yabancı oyuncularla çalışmak yerine gerçek müzisyenlerle çalışmaya karar vermiş. Ana karakter Sharad Nerulkar’ın hemen hemen yirmi yıla yayılan üç farklı zaman aralığındaki hâlini canlandıran ve önceden oyunculuk tecrübeli olmayan Aditya Modak’ın performansı, kişiliğin her döneme özgü ruh hâllerini (umudunu, kıskançlığını, öfkesini, özgüvensizliğini ve hayal kırıklığını) olabildiğince yalın bir biçimde ifade edişi yönünden takdire şayan.

***Yazının bundan sonraki bölümü The Disciple ile alakalı keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

The Disciple: Zamana Yenilen İdeal

Filmin karanlık ekranda önce sesle sonra da görüntüyle ağır ağır açıldığı iki ana bir de final bölümü olmak üzere toplamda üç kısmı yer alıyor. Yazının devamında bu üç bölümde karanlık ekranla baş başa kaldığımız o ufak anlarda duyduğumuz sesleri yorumlayarak devam edeceğim. Öncelikle ana karakter Sharad Nerulkar’ın film boyunca usta icracılardan biri olmak için debelendiği Hindistan klasik müziğiyle alakalı birkaç detay vereyim. Sharad’ın icra ettiği Alwar kültüründen beslenen Kuzey Hindistan klasik müziğinde Türk sanat müziğindeki makamları andıran raga‘lar yer alıyor. Genelde sitar ve vurmalı çalgılarla icra edilen raga‘lar vokal doğaçlamaları için melodik bir çerçeve sunuyor. Sharad filmin ilk bölümünde, ona babasından kalan, tanınmış icracı ve guru Maai’nin 1970’lerde kaydedilmiş nadide derslerindeki radikal tavsiyelerine uyuyor; kırk yaşına kadar yalnızca pratik yapıp hem içsel derinliğini keşfederek hakikate ulaşmaya çalışıyor hem de doğaçlamada ustalaşarak tanınmış gurular arasına adını yazdırmak için didiniyor.

The Disciple’ın hemen hemen yarısını kapsayan bu ilk bölümünün karanlık ekranla baş başa kaldığımız kısa açılış sekansında, 2000’lerin başında Sharad’ın gurusu Pandit Vinayak Pradhan’ın (Arun David) verdiği bir konserin girişini dinliyoruz. Görüntü halen açılmamışken bile müziğin kendine özgü atmosferik ve otantik havası içimize işliyor. İyi icra edildiğinde efsanelere ve uydurma guru personalarına ihtiyaç duymayan meditatif bir müzik türüyle yüz yüze kaldığımızı anlayabilinmekte. Görüntü açıldığında ise geniş plandan usulca yirmili yaşlarındaki genç Sharad’a yakınlaşıyoruz. Sharad’ın yüzünde gurusuna beslediği hayranlığı, müziğe duyduğu tutkuyu ve geleceğe dair umudunu apaçık görebilinmekte. İlk bölüm hem Mumbai fotoğrafları hem de Sharad’ın yolculuğu yönünden bahsi geçen duyguların hakim olduğu bir sinema diliyle aktarılıyor ve bu duygular flashback‘lerde gördüğümüz Sharad’ın çocukluk anılarıyla perçinleniyor. Sharad’ın tıpkı kendisi gibi idealist ve müziğe karşı tutku dolu babasından aldığı dersler, babasıyla birlikte gecenin bir vakti tanınmış bir gurunun sabaha karşı vereceği konseri dinlemek için yapılan tren yolculukları ve Sharad’ın ustası Pradhan’ın da gurusu olan Maai’nin tavizsiz ve etkileyici dersleri eşliğinde yapılan huzur dolu motor yolculukları, ana karakter Sharad’ın inancını ve umudunu körükleyen sekanslar olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanı sıra filmin devamında derinleşecek olan varoluşsal krizin ön ayakları oluşmaya başlıyor. Genç müzisyenler için tertip edilen bir yarışmada alınan yenilgi, Sharad’ın sevgilisiyle bile paylaşmadığı gizli dersler, gurular gibi yalnız kalarak derinlikli hakikate ulaşma hayali için ailevi bağlarını dışlayan öfke ve başarısız konser denemeleri, Sharad’ın kusurlu kişiliğini ve yeteneksizliğini ele vermeye başlıyor.

İkinci bölüme geçmeden önce, enerjik bir kültürel ve teknolojik dönüşümün meydana geldiği 2000’lerde tesirini yitirmeye mahkum geleneksel bir müzik türüne tutunmaya çalışan bir genci, klasik müziğin daha etkili olduğu bir zamanda yeteneksiz olduğu için başarısız olan babanın kaderini paylaşmaya mahkum eden anlatıyla boyutlandırmaya çalışmanın senaryonun bütünlüğüne zarar verdiğini düşündüğümü belirteyim. Geleneksel olanın modernleşmenin içinde erimesinden, önemini yitirmesinden ve yüzeyselleşmesinden beslenen çatışmayı zayıflatan bu belirlenimci boyut, hikâyeye kattığı görsel ve duygusal derinlik yönünden tercih edilmiş olsa gerek diyor ve ikinci bölümle sürdürmekteum.

The Disciple’ın ikinci bölümünde yine kısa bir süre karanlık ekranla baş başa kalıyoruz. Bu kez müziğin yerini fotoğraf makinesinin deklanşörünün sesi alıyor. Bu sesin tesirinin ikinci bölümde aktarılan dijitalleşme çağının tamamında kendini gösterdiğini söyleyebilirim. Sharad’ın büyük bir ustaya dönüşme umudunu taşıdığı yaş olan kırkına merdiven dayadığı, konserlerdeki sandalyelerin ufak ufak boşalmaya başladığı, YouTube ve Facebook vasıtasıyla müziğin elitist guruların hakimiyetinden çıktığı, Sharad’ın nefret ve kıskançlıkla baktığı televizyon ekranlarında O Ses Hindistan yarışmalarında müziğin ruhunun “kirletildiği” bir zamandayiz artık. Sharad da döneme ayak uydurmak için internet sitesi açmak gibi girişimlere başvursa da dönüşümün hızı karşısında başı dönüyor ve umudunu iyiden iyiye yitirmeye başlıyor. Artık konserlere bile gidemeyen gurusu Pradhan’ın adeta Hindistan klasik müziği gibi ayakta duracak hâli bile kalmıyor. Mumbai’de devasa binaların içinde iyice küçülen Sharad, açlık ve sefalet pahasına çıktığı bu çetrefilli yolda başarılı olamayacağını iyiden iyiye kavrıyor. Sharad, kendi ufak öğrencilerine bile Hindistan klasik müziğinin büyük bir çoğunluğu uydurma olan ve geçerliliğini yitiren ruhunu aktarmayı başaramıyor; devasa bir çıplaklık hissi ile yüz yüze kalıyor. Etrafına örmeye çalıştığı efsaneler bilginin ve kaynakların yayılma hızıyla yerle bir oluyor. Finale giderken kendindeki yeteneksizliğin ve dönemin ruhuna kıyasla bi hayli fazla sıkıcı bir ruha sahip olduğunun farkına varan Sharad, son konserinde bu çıplaklık ve yetersizliği iliklerine kadar hissediyor ve konseri terk ederek yenilgiyi kabulleniyor.

Filmin final bölümünün açılışında ise karanlık ekrana baktığımız sırada tren sesi yükselmeye başlıyor. Sharad guru Maai’nin tavsiyelerine uyup ertelediği evliliği kırklı yaşlarında gerçekleştirmiş, Anhad Sounds isimli bir şirket kurarak dönüşmekten korktuğu babası gibi Kuzey Hindistan klasik müziğinin tarihini yeni nesillere yaymak için araştırmacı ve koleksiyoncu olmaya mecbur kalmış ve tıpkı babası gibi çocuğu ile trende seyahat etmeye başlamış. Lakin güneşin dünyaya geldiğu sırada deniz kenarındaki büyüleyici bir mekânda verilecek bir konsere gitmelerine gerek yok artık. Müziğe ulaşım öylesine kolaylaşmış, icrası öylesine demokratikleşmiş ki, başka bir tren yolculuğunda Sharad tek başına seyahat ederken gencecik bir çocuk elindeki enstrümanı ve tutku dolu sesiyle trene atlayıveriyor. Çocuğun trendeki icrası mı yoksa tanınmış gurunun deniz kenarındaki icrası mı daha etkileyici, dışardan bakarak söylemek zor. Yine de çocuğun şarkısını tekrar dinlemek isteyeceğimi altını çizerek bitireyim.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu