Dizi Haberleri

Jupiter’s Legacy 1. Sezon Değerlendirmesi

Jupiter’s Legacy 1. Sezon Değerlendirmesi, Sinema ve dizi takipçileri için Jupiter’s Legacy 1. Sezon Değerlendirmesi konusunu ele aldık.. Yazımızda Jupiter’s Legacy 1. Sezon Değerlendirmesi ile alakalı tüm ayrıntı kısmı siz değerli okurlarımıza anlatmaya çalıştık.

Jupiter’s Legacy 1. Sezon Değerlendirmesi

Kick-Ass, Kingsman, Wanted gibi bi hayli beğeni alan çizgiroman serilerinin yaratıcısı olan Mark Millar’ın aynı adlı çizgihikayesinden Steven S. DeKnight öncülüğünde ekrana bir araya getirilen Jupiter’s Legacy dizisi, birbirine karşı savaşan süper kahramanlar yerine aynı aileye mensup farklı jenerasyonların içindeki çatışmayı konu alıyor. Lakin ilk başta bi hayli enteresan gelen bu fikir, dizinin zayıf prodüksiyonu, yetersiz diyalogları ve tüm bunlara eşlik eden zayıf oyunculuklarının içinde kayboluyor.

Jupiter’s Legacy, güçlerini 1930’lu senelerda kazanan ilk kuşak süper kahramanları merkezine alan bir hikâyeyi anlatıyor ve farklı nesillerden süper kahramanlara odaklanıyor. İlk kuşak süper kahramanlar şimdilerde artık saygıdeğer yaşlı ustalar olarak görülürken, onların süper güçlere sahip çocukları ise, ailelerinin başarılarla dolu hayatlarına ulaşmak için mücadele ediyor. Dizinin başrolünde bulunan Josh Duhamel, Sheldon Simpson’ı, yani aldığı yaşlar sebebiyle artık emekli olma yönünde ilerleyen Ütopyalıyı canlandırıyor ve gücünü devralmak üzere sırada bekleyen oğlu Brandon’ı daima yetersiz görüyor. Bu iki karakter adeta bir taht çatışması içindeyken bu çatışmaya ailenin diğer üyeleri de dâhil olmaktan geri durmuyor. Taht çatışması ve entrikalardan uzak kalan üyeler ise omuzlarında Ütopyalı olmanın ağırlığı varken benliklerini bulmaya çalışıyor.

Jupiter’s Legacy: Ütopyalıların Demode Taht Oyunları

Mark Millar imzasını taşıyor olmasıyla Netflix’e süper kahramanlar dünyasında daha sağlam bir yer kazandırma potansiyeline sahip olan Jupiter’s Legacy, Amazon’da yayına giren The Boys ve Invincible gibi türdeşlerinin karşısında kuvvetli bir duruş sergilemektense onlarla aynı sınıfa erişmenin yakınından dâhi geçemiyor. Dizinin sekiz bölümlük ilk sezonu, karakter yapısı, diyalogları, hikâye yapısı, görsel efektleri ve hatta oyunculukları ile seyirci için hemen hemen her anlamda hayal kırıklığına dönüşüyor. Bir süper kahraman hikâyesi olarak insani yönlere sahip karakterler içeren dizi bu karakterleri süper kötülerle savaştırma düşüncesinden öteye gidiyor. Bu karakterleri farklı jenerasyonların oluşturduğu aynı ailenin içinde yüz yüze getirme düşüncesi ne kadar heyecan verici ise bu düşüncesin hayata geçirilmiş hâli seyir yönünden bir o kadar zorlayıcı bir deneyim sunuyor. Dizi hikâyesini iki farklı zaman düzlemine bölerek anlatıyor. Sheldon Sampson’ın öncülük ettiği jenerasyonun sıradan insanlardan süper güçlere sahip bireylere dönüşerek Ütopyalı topluluğunu oluşturma hikâyeleri, 1920’li senelera uzanarak Wall Street İflası ve Büyük Buhran hadiselerinın etkisi altında anlatılıyor. Bir yandan da Ütopyalı ailesinin yeni jenerasyona ait olan fertlerinin şimdiki zamanın modern dünyasında yaşadıkları kuvvetlikleri harmanlıyor. Böylelikle, geleneklere ve seneler önce tespit edilen kaidelerin düzenine sıkı sıkıya bağlı olan eski jenerasyon üyeleri ile dünyayı değiştirmeye aç olan yeni jenerasyon içindeki çatışmayı anlatırken öte yandan da Ütopyalı olmanın temel hikâyesini, aile içinde o zamanda yaşanan zıtlıkları anlatıyor. Bunu yaparken zamanlar arası geçişler kullanılırken karakterleri canlandıran oyuncular daima aynı kalıyor.

Oyuncular hususunda bir değişikliğe gidilmeme kararı hikâyenin basit yapısını korumaya faydalı oluyor fakat karakterlerin yaşlandırılmış hâlleri daima çiğ ve sahte duruyor. Bu sahteliğe, dizide kullanılan hemen hemen tüm görsel efektler eşlik ediyor. Hâl böyle olunca, süper kahraman türü için önem teşkil eden karşılaşma sahneleri, istenen ivmeyi hiçbir zaman kazanamıyor ve diziyi üstlenme görevi hikâyeye kalıyor.

Dizinin hikâyesi, yalnızca iyi olmak veya yalnızca kötü olmak içinde gri bir bölgenin bulunup bulunmadığı düşüncesi üzerine deneyler yaparken öte yandan da dünya tarihinde mühim dönemlere uzanıyor. Sheldon’ın maddi gücü yerinde olan ailesi 1929 senesinde yaşanan Wall Street İflası’yla birlikte batan isimler içinde yerini alıyor ve genç Sheldon’ın gözlerinin önündeki perde, bu iflasın aileleri üzerinde yarattığı yıkımın etkisiyle birlikte kalkıyor. Şimdiki zamanda ise Leslie Libb’in oynadığı Lady Liberty kişiliğiyle hemen hemen 60 yıllık bir evlilik sürdüren Sheldon, çocuklarına ve zaman içinde değişen topluma ayak uydurmakta kuvvetlik çekiyor. Geçmişte kendisini düştüğü çıkmazdan kurtaran düzenin kaidelerina sıkı sıkıya bağlı kalmak isterken iyilik ve kötülük kavramları içindeki çizginin bulanıklaşan yeni hâlini görmekte kuvvetlik çekiyor. Bu değişimi kabul etmemekte direttikçe çocukları da ona karşı geliyor.

Hikâye bu anlamda mühim konseptleri ele almayı planlıyor fakat bunu yaparken basit ve yüzeysel diyaloglar kullanmayı tercih ediyor. Genç karakterlerin asi olma düşüncesine ulaşma yönünde aldıkları her karar çarpıcı olmak yerine sıradan ve tahmin edilebilir kalıyor. Olgun jenerasyona mensup karakterlerin gerçekçi olmaktan uzak duran saç ve makyajları altında yaşattıkları geleneksel düzene bağlı kalma hususundaki saplantı, çocuklarına yansıttıkları geçmiş travmaları, önceden seyrettiğimiz, aynı türün altında bulunan hikâyelerde anlatılanlardan öteye gitmiyor. Dizi boyunca belki de tek heyecan verici karakter ne Ütopyalı, ne sürekli olarak çatıştığı kızı Chloe (Elena Kampouris), ne bir türlü mirasına yakıştıramadığı oğlu Brandon (Andrew Horton), ne de hikâyenin seyircisinden istediği gibi Walter (Ben Daniels) oluyor. Bunun yerine hikâyede kendisine nispeten daha az yer bulan, Anna Akana’nın hayat verdiği Raikou, çok daha yüksek gözleri üstüne topluyor. Dizinin son bölümünde yapmak istediği ters köşe ise hikâyeye yeni bir ufuk açmak yerine hikâyeyi daha da demode bir yola sokuyor.

Jupiter’s Legacy, farklı konseptlere değinme hevesiyle ilgi uyandırsa da uygulama sürecinde yaşanan yetersizliklerin gölgesi altında kalıyor. Görsel anlamda zaten fazla kuvvetli olmayan dizinin hikâyesi, tahmin edilebilir dönüşler alıyor ve yenilikçi fikirlerini en enteresan anında bile gitgide daha da demodeleştiriyor.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu