Sinema Haberleri

In the Earth

In the Earth, Sinema ve dizi takipçileri için In the Earth konusunu ele aldık.. Yazımızda In the Earth ile alakalı tüm ayrıntı kısmı siz değerli okurlarımıza anlatmaya çalıştık.

In the Earth

Kişisel ve toplumsal yıkımın eşiğindeki bilim insanları… Tarkovsky’nin Stalker’ı, Alex Garland’ın Annihilation’ından sonra, yeni kaidelerin geçerli olduğu enteresan bir alanda yine yarınlarını arıyorlar. Tarkovsky’nin inancı, Garland’ın bilimi merkez alarak anlattığı bu arayış hikâyesi Ben Wheatley’nin elinde beklendiği biçimde beden ve korku etrafına örülüyor. Yönetmenin yeni filmi In the Earth bir virüs aracılığıyla mahvedilmiş, hapsedilmiş, lağvedilmiş bir dünya çapında geçiyor; tıpkı şu an penceremizden bakıp da gördüğümüz dünya gibi. Zaten bu ‘yeni normal’den çıkmış bir film olduğu da her anında hissediliyor. Eski dünya çapında bulunamayan yanıtlar belki de doğada, mitlerde, yürünecek tekinsiz bir ormanda. Lakin tabii ki eldekilerden daha okkalı, daha çetin sorular da orada. Birbirlerini pek de yakında zamandan tanımayan iki başkişiliğimiz varoluşsal poblemlerinı daha da dipsizleştirmek üzere doğanın derinliklerine yürüyorlar. Kariyerinin ilk zamanında Kill List gibi tavizsiz ve rahatsız edici korku filmlerine A Field in England gibi hemen hemen avangart diyebileceğimiz psikedelik izleme tecrübelerine imza atan Ben Wheatley, daha büyük yapımcıların radarına girdikten ve elindeki imkânlar arttıktan sonra biraz sıradanlaşmış, özellikle de Netflix için yaptığı Rebecca’dan sonra kendi sesini hemen hemen yitirmiş gibi görünmektedu. Yeni filmi In the Earth, yönetmenin çıkış zamanındaki “progresif” sinemasına kalp masajı yapan bir film. Anlattığı hikâyelerdeki tekinsiz terörü şok edici şekillerde görünür kılmayı seven Wheatley’nin bu alışkanlıklarına geri döndüğünü tespit etmek olabilecek. Kopan uzuvlar, deforme olmuş suratlar, nehrin rengini kıracak gibi akan yoğun bir kan… Yönetmenin kamerası seyircisini eskiden olduğu gibi huzursuz etmenin yollarını buluyor. Lakin seyirciyi irkiltmenin, manipülasyonu ilgi çekici kılmanın, yani yapının ve sunumun ötesine geçtiğimizde filmin içinde “manalı bir anlam” keşfetmek zor. Gerçekler, hikâyeler ve mitler içinde gri bir bölge inşa etmeye çabalayan Wheatley’nin dünyası biraz karton, fikirleri sıkıştırılmış, yazdığı diyaloglar ise bir ekonomiden yoksun. Üst üste bindirilmiş görüntülerle, resimdeki bozulmalarla, ışık ve ses kullanılmasıyla penceresini araladığı sanrılar dünyası ise bütün filmi taşıyacak kadar enteresan çizgiler katmıyor çehresine. Ara sıra beliren fakat genelde kaybolan bir film adeta In the Earth. Ben Wheatley için Rebecca’yla vardığı yerden sonra bir geri adım gibi görünmüyor belki ama ilk filmlerindeki o eforsuz bir biçimde nüanslı dünyasını arattığı kesin. Bu yazı ilk kez 3 Şubat 2021’de, Kaan Karsan’ın Sundance Film Festivali kapsamı içinde kaleme aldığı festival günlüklerinin bir parçası olarak yayınlandı.
In the Earth
In the Earth
2021-06-29
Kaan Karsan

Yazar Puanı

Puan – 50%

50

50%

Gerçekler, hikâyeler ve mitler içinde gri bir bölge inşa etmeye çabalayan Ben Wheatley’nin dünyası biraz karton, fikirleri sıkıştırılmış, yazdığı diyaloglar ise bir ekonomiden yoksun.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!

50

Kişisel ve toplumsal yıkımın eşiğindeki bilim insanları… Tarkovsky’nin Stalker’ı, Alex Garland’ın Annihilation’ından sonra, yeni kaidelerin geçerli olduğu enteresan bir alanda yine yarınlarını arıyorlar. Tarkovsky’nin inancı, Garland’ın bilimi merkez alarak anlattığı bu arayış hikâyesi Ben Wheatley’nin elinde beklendiği biçimde beden ve korku etrafına örülüyor. Yönetmenin yeni filmi In the Earth bir virüs aracılığıyla mahvedilmiş, hapsedilmiş, lağvedilmiş bir dünya çapında geçiyor; tıpkı şu an penceremizden bakıp da gördüğümüz dünya gibi. Zaten bu ‘yeni normal’den çıkmış bir film olduğu da her anında hissediliyor. Eski dünya çapında bulunamayan yanıtlar belki de doğada, mitlerde, yürünecek tekinsiz bir ormanda. Lakin tabii ki eldekilerden daha okkalı, daha çetin sorular da orada. Birbirlerini pek de yakında zamandan tanımayan iki başkişiliğimiz varoluşsal poblemlerinı daha da dipsizleştirmek üzere doğanın derinliklerine yürüyorlar.

Kariyerinin ilk zamanında Kill List gibi tavizsiz ve rahatsız edici korku filmlerine A Field in England gibi hemen hemen avangart diyebileceğimiz psikedelik izleme tecrübelerine imza atan Ben Wheatley, daha büyük yapımcıların radarına girdikten ve elindeki imkânlar arttıktan sonra biraz sıradanlaşmış, özellikle de Netflix için yaptığı Rebecca’dan sonra kendi sesini hemen hemen yitirmiş gibi görünmektedu. Yeni filmi In the Earth, yönetmenin çıkış zamanındaki “progresif” sinemasına kalp masajı yapan bir film. Anlattığı hikâyelerdeki tekinsiz terörü şok edici şekillerde görünür kılmayı seven Wheatley’nin bu alışkanlıklarına geri döndüğünü tespit etmek olabilecek. Kopan uzuvlar, deforme olmuş suratlar, nehrin rengini kıracak gibi akan yoğun bir kan… Yönetmenin kamerası seyircisini eskiden olduğu gibi huzursuz etmenin yollarını buluyor. Lakin seyirciyi irkiltmenin, manipülasyonu ilgi çekici kılmanın, yani yapının ve sunumun ötesine geçtiğimizde filmin içinde “manalı bir anlam” keşfetmek zor. Gerçekler, hikâyeler ve mitler içinde gri bir bölge inşa etmeye çabalayan Wheatley’nin dünyası biraz karton, fikirleri sıkıştırılmış, yazdığı diyaloglar ise bir ekonomiden yoksun. Üst üste bindirilmiş görüntülerle, resimdeki bozulmalarla, ışık ve ses kullanılmasıyla penceresini araladığı sanrılar dünyası ise bütün filmi taşıyacak kadar enteresan çizgiler katmıyor çehresine. Ara sıra beliren fakat genelde kaybolan bir film adeta In the Earth. Ben Wheatley için Rebecca’yla vardığı yerden sonra bir geri adım gibi görünmüyor belki ama ilk filmlerindeki o eforsuz bir biçimde nüanslı dünyasını arattığı kesin.

Bu yazı ilk kez 3 Şubat 2021’de, Kaan Karsan’ın Sundance Film Festivali kapsamı içinde kaleme aldığı festival günlüklerinin bir parçası olarak yayınlandı.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu