Sinema Haberleri

Hızlı ve Öfkeli 9 – F9

Hızlı ve Öfkeli 9 – F9, Sinema ve dizi takipçileri için Hızlı ve Öfkeli 9 – F9 konusunu ele aldık.. Yazımızda Hızlı ve Öfkeli 9 – F9 ile alakalı tüm ayrıntı kısmı siz değerli okurlarımıza anlatmaya çalıştık.

Hızlı ve Öfkeli 9 – F9

Amerikan eğlence sektörünün seneler içinde yarattığı kendine özgü deyimler sözlüğünde karşımıza çıkan en kullanışlı tanımlamalardan biri “jumping the shark”tır. 1977 senesinde Happy Days dizisinin bir bölümünde ana kişiliğin su kayağı yaparken bir köpek balığının üzerinden atlaması üzerine yaşanan bu deyim, sonraki senelerda, popülerliğini yitirme tehlikesi yaşayan yapımların -özellikle de dizi ve film serilerinin- ilgi çekmek için başvurduğu, mantık sınırlarını zorlayan hadiseleri tanımlamak için kullanıldı. Indiana Jones’un, serinin son filminde bir buzdolabının içine girerek nükleer patlamadan kurtulması, “jumping the shark”ın yakın geçmişteki en akılda kalıcı emsallarindendir mesela. 70’lerden bu yana kötü anlamda kullanılan bu deyim, Fast & Furious serisi öznelinde ise apayrı bir anlama büründü. Zira Fast & Furious her filminde çıtayı biraz daha yükselterek köpek balığının üzerinden atlamaktan geri kalmadığı gibi, aslında bir noktada bunu bilinçli olarak bir satış noktası hâline de getirdi. Dominic Toretto ve “ailesinin” bu kez ne tür akıl almaz aksiyonlara girişeceği sorusu, artık dokuz filme ulaşan -hatta Fast & Furious Presents: Hobbs & Shaw’u da sayarsak 10- seriyi sürükleyen lokomotif hâline geldi. Lakin bu hafta vizyona giren Hızlı ve Öfkeli 9 – F9’da belki de ilk kez bu taktik filmin aleyhine işliyor; çünkü bu kez ipin ucu kaçıyor. F9, köpek balığının üzerinden atlamakla yetinmiyor, köpek balığının sırtına binip arşa artıyor. Hızlı ve Öfkeli serisini uzaya taşıma kararının yol açtığu gülünç durum öyle büyük bir kara bulut yaratıyor ki, filmin geri kbölgesindeki hiçbir şey bu kara bulutun gölgesinden sıyrılamıyor. ***Yazının bundan sonraki bölümü F9 ile alakalı keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.*** Hızlı ve Öfkeli 9: Geçmiş ile Gelecek Arasında Neredeyse aynı formül üzerinden ilerleyen sekiz filmin ardından seyirciye sunacak yeni bir hikâye bulmakta zorlanan Fast & Furious serisi, dokuzuncu filminde yeni hikâyelere alan açmak için bu kez rotayı geçmişe çeviriyor ve flashback sahneleri aracılığıyla seyirciyi Dominic Toretto’nun gençlik senelerına götürüyor. Türlü badireyi hasar almadan atlattığı sekiz filmin ardından bir nevi süper kahramana dönüşen Dominic Toretto’ya bu süper kahramanvari kişiliğine yaraşır bir orijin hikâyesi veren flashback sahneleri, öte yandan Dom’un kardeşi Jakob (John Cena)’ı bu dünyaya dâhil ederken öte yandan da seriyi köklerine geri döndürüyor. Dom ve çetesi her türlü silahlı gücü alt eden, her bilgisayarı hack’leyen, denizaltı veya uçak demeden her aracı kullanan süper ajanlara dönüştürülmeden önce serinin merkezinde bulunan sokak yarışları bu flashback sahneleri ile geri dönüyor. Buna bir de film boyunca çeşitli göndermelerle yaratılan nostalji hissi eklenince, ilk yarısının sonunda F9, 20. yaşını kutlayan bir serinin mirasından faydalanarak, standardı çok da yüksek olmayan Fast & Furious serisi içinde orta sıralarda konumlandırılabilecek bir film olabilir izlenimi yaratıyor. Ta ki geçmiş geride kalıp yapımcıların gelecek endişeları devreye girinceye kadar. Fast & Furious serisinin sokak yarışları ve araba soygunları odaklı bir aksiyon serisi olarak miadını çoktan doldurduğunun farkında olan Universal, en az iki devam filmi ve çok sayıda spin-off’la sürdürmeyi planladığı bu seriye bir gelecek çizebilmek için, “ne tutarsa” mantığıyla hareket edip seriyi kendisinin bir parodisine çevirmekten geri kalmıyor. Fast & Furious’un bir gün Jurassic World veya Transformers serileriyle birleşme ihtimalinin konuşulduğu şu günlerde, serinin gerçeklikten bağının tamamen koparılması, üzerine roket motoru bağlanmış…
Hızlı ve Öfkeli 9 – F9
Hızlı ve Öfkeli 9 – F9
2021-07-05
Erhan Tan

Yazar Puanı

Puan – 25%

25

25%

Hızlı ve Öfkeli serisini uzaya taşıma kararının yol açtığu gülünç durum öyle büyük bir kara bulut yaratıyor ki, filmin geri kbölgesindeki hiçbir şey bu kara bulutun gölgesinden sıyrılamıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!

25

Amerikan eğlence sektörünün seneler içinde yarattığı kendine özgü deyimler sözlüğünde karşımıza çıkan en kullanışlı tanımlamalardan biri “jumping the shark“tır. 1977 senesinde Happy Days dizisinin bir bölümünde ana kişiliğin su kayağı yaparken bir köpek balığının üzerinden atlaması üzerine yaşanan bu deyim, sonraki senelerda, popülerliğini yitirme tehlikesi yaşayan yapımların -özellikle de dizi ve film serilerinin- ilgi çekmek için başvurduğu, mantık sınırlarını zorlayan hadiseleri tanımlamak için kullanıldı. Indiana Jones’un, serinin son filminde bir buzdolabının içine girerek nükleer patlamadan kurtulması, “jumping the shark”ın yakın geçmişteki en akılda kalıcı emsallarindendir mesela. 70’lerden bu yana kötü anlamda kullanılan bu deyim, Fast & Furious serisi öznelinde ise apayrı bir anlama büründü. Zira Fast & Furious her filminde çıtayı biraz daha yükselterek köpek balığının üzerinden atlamaktan geri kalmadığı gibi, aslında bir noktada bunu bilinçli olarak bir satış noktası hâline de getirdi. Dominic Toretto ve “ailesinin” bu kez ne tür akıl almaz aksiyonlara girişeceği sorusu, artık dokuz filme ulaşan -hatta Fast & Furious Presents: Hobbs & Shaw‘u da sayarsak 10- seriyi sürükleyen lokomotif hâline geldi. Lakin bu hafta vizyona giren Hızlı ve Öfkeli 9 – F9’da belki de ilk kez bu taktik filmin aleyhine işliyor; çünkü bu kez ipin ucu kaçıyor. F9, köpek balığının üzerinden atlamakla yetinmiyor, köpek balığının sırtına binip arşa artıyor. Hızlı ve Öfkeli serisini uzaya taşıma kararının yol açtığu gülünç durum öyle büyük bir kara bulut yaratıyor ki, filmin geri kbölgesindeki hiçbir şey bu kara bulutun gölgesinden sıyrılamıyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü F9 ile alakalı keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Hızlı ve Öfkeli 9: Geçmiş ile Gelecek Arasında

Neredeyse aynı formül üzerinden ilerleyen sekiz filmin ardından seyirciye sunacak yeni bir hikâye bulmakta zorlanan Fast & Furious serisi, dokuzuncu filminde yeni hikâyelere alan açmak için bu kez rotayı geçmişe çeviriyor ve flashback sahneleri aracılığıyla seyirciyi Dominic Toretto’nun gençlik senelerına götürüyor. Türlü badireyi hasar almadan atlattığı sekiz filmin ardından bir nevi süper kahramana dönüşen Dominic Toretto’ya bu süper kahramanvari kişiliğine yaraşır bir orijin hikâyesi veren flashback sahneleri, öte yandan Dom’un kardeşi Jakob (John Cena)’ı bu dünyaya dâhil ederken öte yandan da seriyi köklerine geri döndürüyor. Dom ve çetesi her türlü silahlı gücü alt eden, her bilgisayarı hack‘leyen, denizaltı veya uçak demeden her aracı kullanan süper ajanlara dönüştürülmeden önce serinin merkezinde bulunan sokak yarışları bu flashback sahneleri ile geri dönüyor. Buna bir de film boyunca çeşitli göndermelerle yaratılan nostalji hissi eklenince, ilk yarısının sonunda F9, 20. yaşını kutlayan bir serinin mirasından faydalanarak, standardı çok da yüksek olmayan Fast & Furious serisi içinde orta sıralarda konumlandırılabilecek bir film olabilir izlenimi yaratıyor. Ta ki geçmiş geride kalıp yapımcıların gelecek endişeları devreye girinceye kadar. Fast & Furious serisinin sokak yarışları ve araba soygunları odaklı bir aksiyon serisi olarak miadını çoktan doldurduğunun farkında olan Universal, en az iki devam filmi ve çok sayıda spin-off‘la sürdürmeyi planladığı bu seriye bir gelecek çizebilmek için, “ne tutarsa” mantığıyla hareket edip seriyi kendisinin bir parodisine çevirmekten geri kalmıyor. Fast & Furious’un bir gün Jurassic World veya Transformers serileriyle birleşme ihtimalinin konuşulduğu şu günlerde, serinin gerçeklikten bağının tamamen koparılması, üzerine roket motoru bağlanmış bir Pontiac Fiero’nun bir uçağın üzerinden uzaya fırlatılmasıyla gerçekleşiyor. Flashback sahneleri ve nostalji hissiyle geçmişinden güç alarak yoluna başlayan F9; uzayda dolaşan bir Pontiac Fiero’dan dinozorlarla yarışan bir Dominic Toretto’ya kadar türlü aşırılığın bizi beklediği bir geleceğe doğru yol almaya çalışırken düpedüz yolda kalıyor.

Filmin yönetmeni Justin Lin ve senarist ekibi de bu durumun farkında olsa gerek ki Roman (Tyrese Gibson) kişiliğinin “yenilmez” olduklarına dair çıkarımları ve şakaları üzerinden filmin kendisiyle dalga geçtiği bir meta-referans yaratılmaya çalışılıyor; fakat gişede para basmaya devam eden bir seriyi sürdürebilmek adına altına imza atılan bu gülünç tabloyu haklı çıkarabilmek için birkaç meta-referanstan çok daha yükseksı gerekiyor.

Birkaç araba tamircisi aracılığıyla üzerine bantlanan roket motoruyla uzaya çıkan bir Pontiac Fiero’nun olduğu bir Fast & Furious filminde geri kalan herhangi bir şeye odaklanmak güç olsa da böylesi bir çabada da yaşanan sonuç pek göz alıcı olmuyor. Dom ve Jakob içinde kurduğu çatışmayı olabilecek en tahmin edilebilir biçimde çözüme kavuşturan film, altıncı filmde ölen Han (Sung Kang) kişiliğinin nasıl kurtulduğu sorusuna ikna edici bir yanıt vermekte de başarısız oluyor. Bunun yanı sıra serinin kadın karakterlerine odaklanan bir spin-off filmi çekilebileceğinin konuşulduğu bu sürede, Lettie (Michelle Rodriguez) ve Mia (Jordana Brewster)’nın Han’ın peşinde bir tür yan vazifeye gönderilmesiyle birlikte F9 içinde bu spin-off filminin ufak bir provası yapılıyor ki bu ufak prova filmin tökezlemediği ender noktalardan biri oluyor. F9’ın altından kalktığı ender şeylerden bir diğeri olan de -filmin iyiliğiyle kötülüğüyle pek ilgilenmeden- bi hayli hızlı arabalar süren bir suçluyu canlandırmak isteyen Helen Mirren’a bu isteğini gerçekleştirmesi için gerekli alanı açması. Seyirci olarak bizim pek bir şey elde edemediğimiz bu filmden en azından Helen Mirren bir şeyler elde ediyor.

Mantık sınırlarının zorlandığı, gerçeklikle bağın artık hepten koparıldığı F9 bittiğinde, kendisini çiftlik evindeki sessiz sakin hayata ait hissetmeyen Lettie’nin “Benim için kaosun içinde huzur var.” kelimeleri kocaman bir boşluğun içinde kaybolmuş hâlde havada asılı kalıyor. Lettie’nin bu kelimeleriyle açığa vurduğu adrenalin isteği, hız tutkusu, hatta biraz daha derine indiğimizde bazılarımızın her daim içinde hissettiği yola düşme dürtüsü, Fast & Furious serisinin derinlerinde bir yerde gizli kalmaya, bireylerin neden bu filmlere bu kadar ilgi gösterdiğine dair ipuçları sunmaya sürdürmekte; fakat Fast & Furious’un hiçbir zaman bu sorulara yanıt arayacak derinliğe inen bir film serisi olmadığını ve bundan sonra da olmayacağını kabul etmemiz gerekiyor. Hatta enteresan olan böylesi bir filmde bu repliğin olması.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu