Sinema Haberleri

Harzemşah ne demek, ne anlama gelir? Harzemşah isminin anlamı nedir, ne demektir?

Harzemşah ne demek, ne anlama gelir? Harzemşah isminin anlamı nedir, ne demektir?, Dizi ve film severler için Harzemşah ne demek, ne anlama gelir? Harzemşah isminin anlamı nedir, ne demektir? konusunu siz değerli okurlarımız için araştırmaya koyulduk.. Harzemşah ne demek, ne anlama gelir? Harzemşah isminin anlamı nedir, ne demektir? ile alakalı tüm detaylar yazımızın içinde..

Harzemşah ne demek, ne anlama gelir? Harzemşah isminin anlamı nedir, ne demektir?

Bozkır Arslanı Celaleddin, ATV ekranlarında yayın yaşamına başlıyor. Harezmşah devletinin unutulmaz hükümdarı Celaleddin Harzemşah ile Moğol İmparatoru Cengiz Han içindeki mücadeleyi konu edinen dizi, bu sezonun en iddialı yapımları içinde belirtiliyor. Bu yönde, diziyle birlikte tarihteki bir çok olay, kişi ve durum ile ilgiliki araştırmalar da yoğunluk kazandı. Harzemşah isminin anlamı da bunlar içinde yer alıyor. Peki, Harzemşah ne demek, anlamı nedir? İşte, Harzemşah ne demek ve anlamı nedir sorususun yanıtı

Bozkır Arslanı Celaleddin, ATV ekranlarında yayın yaşamına başlıyor. Harezmşah devletinin unutulmaz hükümdarı Celaleddin Harzemşah ile Moğol İmparatoru Cengiz Han içindeki mücadeleyi konu edinen dizi, bu sezonun en iddialı yapımları içinde belirtiliyor. Bu yönde, diziyle birlikte tarihteki bir çok olay, kişi ve durum ile ilgiliki araştırmalar da yoğunluk kazandı. Harzemşah isminin anlamı da bunlar içinde yer alıyor. Peki, Harzemşah ne demek, anlamı nedir? İşte, Harzemşah ne demek ve anlamı nedir sorususun yanıtı

HARZEMŞAH NE DEMEK VE ANLAMI NEDİR?

İslâm öncesi zamandan bu yana Hârizm’e hâkim olan vali, emîr ve hükümdarlar “hârizmşah” (harzemşah) unvanını kullanmışlardır.

HARZEMŞAH NE DEMEK VE ANLAMI NEDİR?

İslâm öncesi zamandan bu yana Hârizm’e hâkim olan vali, emîr ve hükümdarlar “hârizmşah” (harzemşah) unvanını kullanmışlardır.

HARZEMŞAHLAR TARİHİ

Çok geniş bir sahada hâkimiyet tesis ederek büyük bir devlet durumuna gelen Hârizmşahlar’dan önce Hârizm bölgesinde aynı adla hüküm sürmüş üç hânedan daha mevcuttur. Bunlar, Pers İmparatorluğu senelerından başlayıp 995’e kadar devam eden Afrigoğulları, 995-1017 senelerı içinde bölgeye hâkim olan Me’mûnîler ve Sultan Mahmûd-ı Gaznevî’nin Altuntaş el-Hâcib’i Hârizmşah unvanıyla buraya vali tayin ettiği 1017’den 1041 yılına kadar hüküm süren Altuntaşoğulları’dır. Dandanakan Savaşı’ndan (1040) sonra Cend Emîri Şah Melik aracılığıyla Hârizm’den uzaklaştırılan Altuntaşoğulları Horasan’a giderek Selçuklular’a sığınmışlar, fakat umdukları ilgiyi bulamayıp dağılmışlardır. Tuğrul Bey zamanında Selçuklu hâkimiyetine giren Hârizm’i, Sultan Alparslan 1065’te çıktığı Mangışlak seferinden sonra oğlu Ayaz’a vermişse de (1066) burası Alparslan ve Melikşah dönemlerinde olabileceken mahallî reisler içinden seçilen valiler aracılığıyla idare edilmiştir.

Sultan Melikşah, Hârizm gelirlerinin tasarruf ytesirini taştdârı Anuş Tegin Garçeî’ye verdi; fakat Anuş Tegin vali sıfatını haiz olduğu halde Hârizm’in idaresi fiilen Kıpçak Türkleri’nden Hârizmşah Ekinci (İlkinci) b. Koçkar’ın elindeydi. Taht kavgaları sırasında Sultan Berkyaruk’un yardıma çağırdığı Ekinci 10.000 süvariyle Horasan istikametinde yola koyuldu; fakat 300 seçme atlısıyla birlikte Merv’e geldiğinde gece eğlenirken devrin kuvvetli emîrlerinden Kodan ve Yaruktaş aracılığıyla öldürülüp kuvvetleri dağıtıldı (490/1097). Bunun üzerine Berkyaruk, Horasan valiliğine getirdiği Habeşî b. Altuntak’ı Kodan ve Yaruktaş’ı te’dip etmek üzere görevlendirdi. Habeşî b. Altuntak görevini başarıyla yerine getirip Taştdâr Anuş Tegin’in oğlu Kutbüddin Muhammed’i Hârizm valisi tayin etti. Böylelikle Hârizmşahlar hânedanı kurulmuş oldu (490/1097). Selçuklular adına bölgeyi fiilen idare eden ilk Hârizmşah Kutbüddin Muhammed’dir. Hârizmşahlar sülâlesinin atası Anuş Tegin’in Türk olduğunda şüphe yoktur; fakat hangi boya mensup olduğu tesbit edilememiştir (Kafesoğlu, s. 39 vd.).

İsyan eden Horasan Valisi Habeşî b. Altuntak’ın öldürülmesinden sonra Horasan’a tamamen hâkim olan Sultan Sencer, Kutbüddin Muhammed’i Hârizm’deki görevinde bıraktı. Kutbüddin Hârizmşah babasının sağlığında Merv’de iyi tahsil görmüş, siyaset usullerini öğrenmiş, kabiliyetli ve âdil bir idareci, ilim ve dinin hâmisi aydın bir şahsiyetti; idareciliği sırasında (1097-1128) Selçuklu sultanlarının emirlerine harfiyen uymuştur. Her yıl kendisi yahut büyük oğlu Alâeddin Atsız, Sultan Sencer’in sarayına giderek vergi ve armağanlerini takdim ederlerdi. Müsbet icraatı ile Hârizm’de mevkiini sağlamlaştırıp nüfuz ve otoritesini arttırmış, böylece sülâlesinin önümüzdeki zamanlarda faaliyetine zemin hazırlamıştır. Adına yazılmış olan bazı eserlerde “Kutbü’d-dîn ve’d-dünyâ, Ebü’l-feth, Muînü emîri’l-mü’minîn” lakaplarıyla anılması onun kudret ve nüfuzunu göstermektedir. Ölümü üzerine Sultan Sencer bir menşurla oğlu Atsız’ı Hârizmşah tayin etti. Atsız (1128-1156) ilk zamanlarında Sencer’e sadâkatle hizmet etti ve onun seferlerine katıldı. Lakin öte yandan da Cend ve Mangışlak gibi stratejik önemi büyük bölgeleri zaptederek politik nüfuzunu Seyhun’un ilerisine yaymaktan geri kalmadı. Sencer, Atsız’ın genişleme siyasetinden ve ele geçirdiği yerlerde müslümanların kanını dökmesinden rahatsız oldu ve onu cezalandırmak istedi. Bunun üzerine Atsız istiklâlini ilân etti; Sencer de Belh’ten Hârizm’e yürüdü ve mühim bir kısmı müslüman olmayan Türkler’den yaşanan Atsız’ın ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı (1138). Daha sonra da fırsat buldukça isyan eden Atsız, Sencer’in Oğuzlar’ın elinde esir olduğu senelerda (1153-1156) onun haklarını korumaya çalışan sadık bir tâbi rolünde idi. Atsız’ın ölümü üzerine yerine oğlu İlarslan geçti (1156-1172) ve hârizmşahlığı Sencer aracılığıyla tasdik edildi. Sencer 1157’de ölünce Doğu İran’ın en kudretli hükümdarı durumuna gelen İlarslan, Karahıtaylar’ın hücumlarına karşı koyduysa da onlara vergi vermekten kurtulamadı. Bunun yanı sıra Irak Selçukluları ile de dostane münasebetler kurdu.

HARZEMŞAHLAR TARİHİ

Çok geniş bir sahada hâkimiyet tesis ederek büyük bir devlet durumuna gelen Hârizmşahlar’dan önce Hârizm bölgesinde aynı adla hüküm sürmüş üç hânedan daha mevcuttur. Bunlar, Pers İmparatorluğu senelerından başlayıp 995’e kadar devam eden Afrigoğulları, 995-1017 senelerı içinde bölgeye hâkim olan Me’mûnîler ve Sultan Mahmûd-ı Gaznevî’nin Altuntaş el-Hâcib’i Hârizmşah unvanıyla buraya vali tayin ettiği 1017’den 1041 yılına kadar hüküm süren Altuntaşoğulları’dır. Dandanakan Savaşı’ndan (1040) sonra Cend Emîri Şah Melik aracılığıyla Hârizm’den uzaklaştırılan Altuntaşoğulları Horasan’a giderek Selçuklular’a sığınmışlar, fakat umdukları ilgiyi bulamayıp dağılmışlardır. Tuğrul Bey zamanında Selçuklu hâkimiyetine giren Hârizm’i, Sultan Alparslan 1065’te çıktığı Mangışlak seferinden sonra oğlu Ayaz’a vermişse de (1066) burası Alparslan ve Melikşah dönemlerinde olabileceken mahallî reisler içinden seçilen valiler aracılığıyla idare edilmiştir.

Sultan Melikşah, Hârizm gelirlerinin tasarruf ytesirini taştdârı Anuş Tegin Garçeî’ye verdi; fakat Anuş Tegin vali sıfatını haiz olduğu halde Hârizm’in idaresi fiilen Kıpçak Türkleri’nden Hârizmşah Ekinci (İlkinci) b. Koçkar’ın elindeydi. Taht kavgaları sırasında Sultan Berkyaruk’un yardıma çağırdığı Ekinci 10.000 süvariyle Horasan istikametinde yola koyuldu; fakat 300 seçme atlısıyla birlikte Merv’e geldiğinde gece eğlenirken devrin kuvvetli emîrlerinden Kodan ve Yaruktaş aracılığıyla öldürülüp kuvvetleri dağıtıldı (490/1097). Bunun üzerine Berkyaruk, Horasan valiliğine getirdiği Habeşî b. Altuntak’ı Kodan ve Yaruktaş’ı te’dip etmek üzere görevlendirdi. Habeşî b. Altuntak görevini başarıyla yerine getirip Taştdâr Anuş Tegin’in oğlu Kutbüddin Muhammed’i Hârizm valisi tayin etti. Böylelikle Hârizmşahlar hânedanı kurulmuş oldu (490/1097). Selçuklular adına bölgeyi fiilen idare eden ilk Hârizmşah Kutbüddin Muhammed’dir. Hârizmşahlar sülâlesinin atası Anuş Tegin’in Türk olduğunda şüphe yoktur; fakat hangi boya mensup olduğu tesbit edilememiştir (Kafesoğlu, s. 39 vd.).

İsyan eden Horasan Valisi Habeşî b. Altuntak’ın öldürülmesinden sonra Horasan’a tamamen hâkim olan Sultan Sencer, Kutbüddin Muhammed’i Hârizm’deki görevinde bıraktı. Kutbüddin Hârizmşah babasının sağlığında Merv’de iyi tahsil görmüş, siyaset usullerini öğrenmiş, kabiliyetli ve âdil bir idareci, ilim ve dinin hâmisi aydın bir şahsiyetti; idareciliği sırasında (1097-1128) Selçuklu sultanlarının emirlerine harfiyen uymuştur. Her yıl kendisi yahut büyük oğlu Alâeddin Atsız, Sultan Sencer’in sarayına giderek vergi ve armağanlerini takdim ederlerdi. Müsbet icraatı ile Hârizm’de mevkiini sağlamlaştırıp nüfuz ve otoritesini arttırmış, böylece sülâlesinin önümüzdeki zamanlarda faaliyetine zemin hazırlamıştır. Adına yazılmış olan bazı eserlerde “Kutbü’d-dîn ve’d-dünyâ, Ebü’l-feth, Muînü emîri’l-mü’minîn” lakaplarıyla anılması onun kudret ve nüfuzunu göstermektedir. Ölümü üzerine Sultan Sencer bir menşurla oğlu Atsız’ı Hârizmşah tayin etti. Atsız (1128-1156) ilk zamanlarında Sencer’e sadâkatle hizmet etti ve onun seferlerine katıldı. Lakin öte yandan da Cend ve Mangışlak gibi stratejik önemi büyük bölgeleri zaptederek politik nüfuzunu Seyhun’un ilerisine yaymaktan geri kalmadı. Sencer, Atsız’ın genişleme siyasetinden ve ele geçirdiği yerlerde müslümanların kanını dökmesinden rahatsız oldu ve onu cezalandırmak istedi. Bunun üzerine Atsız istiklâlini ilân etti; Sencer de Belh’ten Hârizm’e yürüdü ve mühim bir kısmı müslüman olmayan Türkler’den yaşanan Atsız’ın ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı (1138). Daha sonra da fırsat buldukça isyan eden Atsız, Sencer’in Oğuzlar’ın elinde esir olduğu senelerda (1153-1156) onun haklarını korumaya çalışan sadık bir tâbi rolünde idi. Atsız’ın ölümü üzerine yerine oğlu İlarslan geçti (1156-1172) ve hârizmşahlığı Sencer aracılığıyla tasdik edildi. Sencer 1157’de ölünce Doğu İran’ın en kudretli hükümdarı durumuna gelen İlarslan, Karahıtaylar’ın hücumlarına karşı koyduysa da onlara vergi vermekten kurtulamadı. Bunun yanı sıra Irak Selçukluları ile de dostane münasebetler kurdu.

İlarslan’ın arkasından veliaht seçtiği ufak oğlu Sultanşah hükümdar oldu (1172); fakat ağabeyi Alâeddin Muhammed Tekiş Karahıtaylar’la anlaşarak onunla mücadeleye girişti. Alâeddin, kardeşinin Selçuklu emîri Müeyyed Ay-aba’nın yanına kaçması üzerine basit bir şekilde tahtı ele geçirdi. Bu arada Müeyyed Ay-aba, Sultanşah’ın ve annesinin tahrikiyle Tekiş’in üzerine yürüdü, fakat yapılan savaşta mağlûp oldu ve öldürüldü (1174). Gurlular’a sığınan Sultanşah ise ardından Karahıtaylar’ın yardımı ile Merv ve Tûs şehirlerinde bir emirlik kurdu. Bâvendîler’in hâkimiyetindeki Taberistan’a akınlar düzenleyen ve Bistâm, Damgan gibi vilâyetleri ele geçiren Tekiş, Sultanşah’ın ölümünden (1193) sonra nüfuzunu Doğu İran’da da hissettirmeye başladı ve Batı İran’ın işlerine karışma imkânı buldu. 1194’te Rey civarındaki savaşta II. Tuğrul’u yenerek Irak Selçukluları’na son verip İran ve Irâk-ı Acem’de hâkimiyeti ele geçirdi. Böylelikle Hârizmşahlar, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun siyasî vârisi olma yolunda mühim bir mesafe katetmiş oldular. Hârizmşahlar’ın en büyük şahsiyetlerinden birisi olan Tekiş bu tarihten bu yana sultan unvanını kullanmaya başladı. Bu durumu kabullenemeyen Halife Nâsır-Lidînillâh Irak’ın bir kısmını kendi idaresine almak için Tekiş ile çatıştıysa da başarılı olamadı.

1172’den 1200’e kadar hüküm süren Tekiş’in yerine geçen oğlu Alâeddin Muhammed (1200-1220), önce Gurlu sultanları Şehâbeddin Muizzüddin ve Gıyâseddin Şemseddin ile mücadeleye girdi. Merv ve Tûs’u zapteden Gurlular Horasan’ı ele geçirmek istiyorlardı. Alâeddin Nîşâbur, Merv ve Serahs’ı zaptetti (1204). Bu arada Şehâbeddin büyük bir ordu ile Hârizm’e geldi ve Karasu’da Hârizm ordusunu yenerek başşehir Gürgenç’i kuşattı; fakat Alâeddin’in yardım istediği Karahıtaylar’ın ordusu gelince geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun üzerine kuvvetler dengesinin Karahıtaylar lehine bozulması ihtimalini düşünen Alâeddin, Şehâbeddin’e elçi yollayarak dostane münasebetler kurdu. Onun amacı, âdeta vasalları halini aldıği Karahıtaylar’ın nüfuzunu kırıp onları Mâverâünnehir’den atmaktı. Sonuçta bunu başardı ve Buhara’yı zaptetti (1207); ardından da İlâmış sahrasında Karahıtay ordusunu tekrar yenerek Endican ve çevresine hâkim oldu (1210). Aynı yıl Bâvendîler’in Taberistan’daki (Mâzenderan) hâkimiyetlerine son verdi, iki yıl sonra da kızının isteğiyle damadı Semerkant Sultanı Osman’ı öldürterek Batı Karahanlılar’ı tarih sahnesinden sildi. Bu arada bazı Moğol kabileleri, Cengiz Han’ın baskısı ile Karahıtaylar’ın topraklarına girdiler. Bundan faydalanan Alâeddin Muhammed Mâverâünnehir’e kesinlikle yerleşti. Lakin Nayman Hükümdarı Küçlüğ Han’ın Doğu Türkistan müslümanlarına yaptığı zulmü durduramadı. Bu nedenle 1214’e kadar Küçlüğ’ün olabilecek taarruzuna karşı yaz aylarında Semerkant’ta bulunmak mecburiyetini hissetti; bu arada da Kıpçak bozkırlarındaki göçebe Kıpçaklar üzerine başarılı seferler yapıp Sığnak’ı topraklarına kattı (1215). Aynı yıl Gazne’yi aldı ve oğlu Celâleddin’e verdi; bunun bunun yanında Fars Atabegi Sa’d b. Zengî ile Azerbaycan Atabegi Özbek’i yenerek itaatlerini sağladı. Böylelikle Hârizmşahlar, Siriderya boylarından Irâk-ı Arab’a kadar uzanan çok geniş bir sahada hâkimiyet kurmuş oldular. Alâeddin Muhammed, Büyük Selçuklu sultanları gibi İslâm dünyasının önderi olma yolunda gayret sarfettiyse de bir sonuca ulaşamadı. Ulemâdan fetva alarak, rakiplerini öldürtmek için İsmâilî fedaileri kullanmaktan çekinmeyen Halife Nâsır-Lidînillâh’ın ismini hutbeden çıkarttı ve Seyyid Tirmizî’nin halifeliğini ilân etti. Böylelikle Bağdat’a karşı girişeceği askerî harekâta meşrû bir zemin hazırlamış oluyordu; fakat ordusu başarı kazanamadı.

450 kişilik bir Moğol kervanının Otrar’da öldürülmesi üzerine Cengiz Han suçluların teslimini ve malların tazminini istedi; Alâeddin bu teklifi reddettiği gibi gönderilen elçileri de öldürttü (1218). Bunun üzerine Moğol orduları 1219 senesinin sonlarına doğru Hârizmşahlar’ın topraklarına girdi. Mâverâünnehir’in müstahkem mevkileri birer birer düşerken karşı koyan yerler korkunç katliamlara mâruz bırakıldı; Otrar, Sığnak, Hucend gibi Buhara ve Semerkant da Moğollar’ın eline geçti. Mâverâünnehir’in en kuvvetli savunma merkezi olan Semerkant’ın zaptından sonra Cengiz, ordusunu kollara ayırarak bunları imparatorluğa tâbi vilâyetlerin zaptı ile görevlendirdi (1220). Otrar hadisesi, Hârizmşahlar’ı beklenmedik biçimde ve çok kısa bir sürede inkıraza sürüklemekle kalmamış, yüz binlerce müslümanın ölümüne, şehirlerin yakılıp yıkılmasına da neden olmuştur. Eğer bu katliam vuku bulmasaydı Küçlüğ ile savaşını bitirmemiş, Çin ve Tangut harekâtını tamamlamamış olan Moğollar’ın, dışarıdan sağlam bir devlet intibaı bırakan Hârizmşahlar’a hücum etmeleri beklenemezdi. Nitekim Cengiz 1219 yılını askerî çalışmalarını tamamlamak için geçirmiş ve fakat bundan sonra faaliyete geçmiştir. Moğollar’ın yaklaşması üzerine Tûs’a kaçan Alâeddin Muhammed, Devletâbâd civarındaki savaşta canını zor kurtardı ve Mâzenderan yoluyla gittiği Hazar denizinin güneydoğu sahillerine yakın Âbeskûn adalarından birine sığındı; orada hastalanarak öldü (Şevval 617 / Aralık 1220).

İlarslan’ın arkasından veliaht seçtiği ufak oğlu Sultanşah hükümdar oldu (1172); fakat ağabeyi Alâeddin Muhammed Tekiş Karahıtaylar’la anlaşarak onunla mücadeleye girişti. Alâeddin, kardeşinin Selçuklu emîri Müeyyed Ay-aba’nın yanına kaçması üzerine basit bir şekilde tahtı ele geçirdi. Bu arada Müeyyed Ay-aba, Sultanşah’ın ve annesinin tahrikiyle Tekiş’in üzerine yürüdü, fakat yapılan savaşta mağlûp oldu ve öldürüldü (1174). Gurlular’a sığınan Sultanşah ise ardından Karahıtaylar’ın yardımı ile Merv ve Tûs şehirlerinde bir emirlik kurdu. Bâvendîler’in hâkimiyetindeki Taberistan’a akınlar düzenleyen ve Bistâm, Damgan gibi vilâyetleri ele geçiren Tekiş, Sultanşah’ın ölümünden (1193) sonra nüfuzunu Doğu İran’da da hissettirmeye başladı ve Batı İran’ın işlerine karışma imkânı buldu. 1194’te Rey civarındaki savaşta II. Tuğrul’u yenerek Irak Selçukluları’na son verip İran ve Irâk-ı Acem’de hâkimiyeti ele geçirdi. Böylelikle Hârizmşahlar, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun siyasî vârisi olma yolunda mühim bir mesafe katetmiş oldular. Hârizmşahlar’ın en büyük şahsiyetlerinden birisi olan Tekiş bu tarihten bu yana sultan unvanını kullanmaya başladı. Bu durumu kabullenemeyen Halife Nâsır-Lidînillâh Irak’ın bir kısmını kendi idaresine almak için Tekiş ile çatıştıysa da başarılı olamadı.

1172’den 1200’e kadar hüküm süren Tekiş’in yerine geçen oğlu Alâeddin Muhammed (1200-1220), önce Gurlu sultanları Şehâbeddin Muizzüddin ve Gıyâseddin Şemseddin ile mücadeleye girdi. Merv ve Tûs’u zapteden Gurlular Horasan’ı ele geçirmek istiyorlardı. Alâeddin Nîşâbur, Merv ve Serahs’ı zaptetti (1204). Bu arada Şehâbeddin büyük bir ordu ile Hârizm’e geldi ve Karasu’da Hârizm ordusunu yenerek başşehir Gürgenç’i kuşattı; fakat Alâeddin’in yardım istediği Karahıtaylar’ın ordusu gelince geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun üzerine kuvvetler dengesinin Karahıtaylar lehine bozulması ihtimalini düşünen Alâeddin, Şehâbeddin’e elçi yollayarak dostane münasebetler kurdu. Onun amacı, âdeta vasalları halini aldıği Karahıtaylar’ın nüfuzunu kırıp onları Mâverâünnehir’den atmaktı. Sonuçta bunu başardı ve Buhara’yı zaptetti (1207); ardından da İlâmış sahrasında Karahıtay ordusunu tekrar yenerek Endican ve çevresine hâkim oldu (1210). Aynı yıl Bâvendîler’in Taberistan’daki (Mâzenderan) hâkimiyetlerine son verdi, iki yıl sonra da kızının isteğiyle damadı Semerkant Sultanı Osman’ı öldürterek Batı Karahanlılar’ı tarih sahnesinden sildi. Bu arada bazı Moğol kabileleri, Cengiz Han’ın baskısı ile Karahıtaylar’ın topraklarına girdiler. Bundan faydalanan Alâeddin Muhammed Mâverâünnehir’e kesinlikle yerleşti. Lakin Nayman Hükümdarı Küçlüğ Han’ın Doğu Türkistan müslümanlarına yaptığı zulmü durduramadı. Bu nedenle 1214’e kadar Küçlüğ’ün olabilecek taarruzuna karşı yaz aylarında Semerkant’ta bulunmak mecburiyetini hissetti; bu arada da Kıpçak bozkırlarındaki göçebe Kıpçaklar üzerine başarılı seferler yapıp Sığnak’ı topraklarına kattı (1215). Aynı yıl Gazne’yi aldı ve oğlu Celâleddin’e verdi; bunun bunun yanında Fars Atabegi Sa’d b. Zengî ile Azerbaycan Atabegi Özbek’i yenerek itaatlerini sağladı. Böylelikle Hârizmşahlar, Siriderya boylarından Irâk-ı Arab’a kadar uzanan çok geniş bir sahada hâkimiyet kurmuş oldular. Alâeddin Muhammed, Büyük Selçuklu sultanları gibi İslâm dünyasının önderi olma yolunda gayret sarfettiyse de bir sonuca ulaşamadı. Ulemâdan fetva alarak, rakiplerini öldürtmek için İsmâilî fedaileri kullanmaktan çekinmeyen Halife Nâsır-Lidînillâh’ın ismini hutbeden çıkarttı ve Seyyid Tirmizî’nin halifeliğini ilân etti. Böylelikle Bağdat’a karşı girişeceği askerî harekâta meşrû bir zemin hazırlamış oluyordu; fakat ordusu başarı kazanamadı.

450 kişilik bir Moğol kervanının Otrar’da öldürülmesi üzerine Cengiz Han suçluların teslimini ve malların tazminini istedi; Alâeddin bu teklifi reddettiği gibi gönderilen elçileri de öldürttü (1218). Bunun üzerine Moğol orduları 1219 senesinin sonlarına doğru Hârizmşahlar’ın topraklarına girdi. Mâverâünnehir’in müstahkem mevkileri birer birer düşerken karşı koyan yerler korkunç katliamlara mâruz bırakıldı; Otrar, Sığnak, Hucend gibi Buhara ve Semerkant da Moğollar’ın eline geçti. Mâverâünnehir’in en kuvvetli savunma merkezi olan Semerkant’ın zaptından sonra Cengiz, ordusunu kollara ayırarak bunları imparatorluğa tâbi vilâyetlerin zaptı ile görevlendirdi (1220). Otrar hadisesi, Hârizmşahlar’ı beklenmedik biçimde ve çok kısa bir sürede inkıraza sürüklemekle kalmamış, yüz binlerce müslümanın ölümüne, şehirlerin yakılıp yıkılmasına da neden olmuştur. Eğer bu katliam vuku bulmasaydı Küçlüğ ile savaşını bitirmemiş, Çin ve Tangut harekâtını tamamlamamış olan Moğollar’ın, dışarıdan sağlam bir devlet intibaı bırakan Hârizmşahlar’a hücum etmeleri beklenemezdi. Nitekim Cengiz 1219 yılını askerî çalışmalarını tamamlamak için geçirmiş ve fakat bundan sonra faaliyete geçmiştir. Moğollar’ın yaklaşması üzerine Tûs’a kaçan Alâeddin Muhammed, Devletâbâd civarındaki savaşta canını zor kurtardı ve Mâzenderan yoluyla gittiği Hazar denizinin güneydoğu sahillerine yakın Âbeskûn adalarından birine sığındı; orada hastalanarak öldü (Şevval 617 / Aralık 1220).

Alâeddin Muhammed, ölümünden birkaç gün önce oğulları Celâleddin, Aksultan (Ak-Şah) ve Kutbüddin Uzlagşah’ı çağırtarak hânedanın sarsılan temellerinin yıkılmak üzere olduğunu ve Uzlagşah’ın yerine Celâleddin’i kendine veliaht tayin ettiğini dile getirdi; arkasından da herkesin onun bayrağı altında toplanmasını vasiyet edip kendi kılıcını ona kuşattı. Bunun üzerine Celâleddin, Âbeskûn adalarından kardeşleriyle Gürgenç’e hareket etti. Lakin Uzlagşah’ın emrindeki kumandanların menfi faaliyetlerini haber aldı ve Horasan’ın dağlık bölgelerine çekilmeyi uygun buldu. Moğol baskısı sebebiyle Hârizm’i terkeden Aksultan ve Uzlagşah ise Horasan’a geçtiler; fakat Moğollar’la yaşanan bir çarpışmada öldüler. Bu arada Nîşâbur’a gelen Celâleddin burada Zevzen civarındaki bir kaleye, oradan da Gazne’ye gitti (Muharrem 618 / Mart 1221). Başsız kalan idare merkezi Gürgenç’i Humârtegin adlı bir kumandan 90.000 kişilik ordusuyla savunduysa da şehir dört aylık bir kuşatmanın ardından Moğol kuvvetlerinin eline düştü (Safer 618 / Nisan 1221). Celâleddin, ardından Moğollar’ı art arda mağlûp etmesine rağmen 9 Şevval 618’de (26 Kasım 1221) Hindistan’a sığınmak zorunda kaldı. 1224 yılı başında buradan ayrılarak Kirman’a gitti. Bölgenin hâkimi Barak Hâcib Celâleddin’e bağlılığını açıkladı. Tebriz’de hüküm süren İldenizli Özbek b. Pehlivân da Celâleddin’in yaklaşmakta olduğunu haber alınca şehri terketti. Böylelikle İldenizliler’in kontrolündeki bütün topraklar Hârizmşahlar’ın eline geçti (1225). Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh, Gürcüler ve İsmâilîler’le savaşan Celâleddin Hârizmşah, ardından Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad ile de bozuştu ve 1230’da yaşanan Yassıçimen Savaşı’nı kaybedip sığındığı Âmid’in bir dağ köyünde öldürüldü (628/1231). Böylelikle Türk-İslâm tarihinde mühim rol oynayan Hârizmşahlar hânedanı yıkılmış oldu.

Celâleddin Hârizmşah’ın ölümüyle başsız kalan ve büyük kabile reislerinin emrinde toplanan kalabalık birtakım Kanklı-Kıpçak kabileleri Kırhan’ı kendilerine baş seçtiler. I. Alâeddin Keykubad, Eyyûbîler’den el-Melikü’l-Eşref’in elinde bulunan Ahlat’ı zaptettikten sonra Emîr Sinâneddin Kaymaz vasıtasıyla o yöredeki Hârizmliler’i de kendi hizmetine aldı ve Erzincan, Amasya, Lârende ve Niğde’yi onların kumandanlarına iktâ etti. II. Gıyâseddin Keyhusrev devrinde Sâdeddin Köpek’in kışkırtmasıyla Hârizmliler’in büyük emîri Kırhan tutuklanarak Zamantı Kalesi’ne gönderildi; bir süre sonra da hastalanarak öldüğü söylendi. Bunu duyan Hârizmli diğer emîrler endişelenip kabileleriyle birlikte Anadolu’dan ayrılmak için harekete geçtiler. II. Gıyâseddin Keyhusrev’in onlara engel olmak için gönderdiği kuvvetler bozguna uğradı. Hârizmliler ardından el-Cezîre hâkimi el-Melikü’s-Sâlih Eyyûb’un hizmetine girerek Diyârımudar’a yerleştiler. II. Gıyâseddin Keyhusrev, ulaşan Moğol tehlikesi karşısında Harput’u Hârizmliler’e vererek onlarla barıştı. Daha sonra Hârizmliler Türkmenler’le birlikte Halep’e hücum ettilerse de çok ağır bir bozguna uğradılar. Arkasından bu sırada Mısır tahtına geçmiş olan Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’s-Sâlih’in daveti üzerine ona katılmak için yola koyuldular. Kudüs’ü Haçlılar’ın elinden aldılar ve Filistin’e hâkim oldular (1244). el-Melikü’s-Sâlih onların yardımıyla Dımaşk’ı ele geçirdi; fakat şehri yağmalamalarına izin vermeyince araları açıldı ve Humus civarında yaşanan savaşta galip gelerek Hârizmî ordusunun büyük bir bölümünü imha etti; geri kalanlar da askerî bir kuvvet olmaktan çıktı ve böylece Hârizmliler tarih sahnesinden silindiler.

Alâeddin Muhammed, ölümünden birkaç gün önce oğulları Celâleddin, Aksultan (Ak-Şah) ve Kutbüddin Uzlagşah’ı çağırtarak hânedanın sarsılan temellerinin yıkılmak üzere olduğunu ve Uzlagşah’ın yerine Celâleddin’i kendine veliaht tayin ettiğini dile getirdi; arkasından da herkesin onun bayrağı altında toplanmasını vasiyet edip kendi kılıcını ona kuşattı. Bunun üzerine Celâleddin, Âbeskûn adalarından kardeşleriyle Gürgenç’e hareket etti. Lakin Uzlagşah’ın emrindeki kumandanların menfi faaliyetlerini haber aldı ve Horasan’ın dağlık bölgelerine çekilmeyi uygun buldu. Moğol baskısı sebebiyle Hârizm’i terkeden Aksultan ve Uzlagşah ise Horasan’a geçtiler; fakat Moğollar’la yaşanan bir çarpışmada öldüler. Bu arada Nîşâbur’a gelen Celâleddin burada Zevzen civarındaki bir kaleye, oradan da Gazne’ye gitti (Muharrem 618 / Mart 1221). Başsız kalan idare merkezi Gürgenç’i Humârtegin adlı bir kumandan 90.000 kişilik ordusuyla savunduysa da şehir dört aylık bir kuşatmanın ardından Moğol kuvvetlerinin eline düştü (Safer 618 / Nisan 1221). Celâleddin, ardından Moğollar’ı art arda mağlûp etmesine rağmen 9 Şevval 618’de (26 Kasım 1221) Hindistan’a sığınmak zorunda kaldı. 1224 yılı başında buradan ayrılarak Kirman’a gitti. Bölgenin hâkimi Barak Hâcib Celâleddin’e bağlılığını açıkladı. Tebriz’de hüküm süren İldenizli Özbek b. Pehlivân da Celâleddin’in yaklaşmakta olduğunu haber alınca şehri terketti. Böylelikle İldenizliler’in kontrolündeki bütün topraklar Hârizmşahlar’ın eline geçti (1225). Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh, Gürcüler ve İsmâilîler’le savaşan Celâleddin Hârizmşah, ardından Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad ile de bozuştu ve 1230’da yaşanan Yassıçimen Savaşı’nı kaybedip sığındığı Âmid’in bir dağ köyünde öldürüldü (628/1231). Böylelikle Türk-İslâm tarihinde mühim rol oynayan Hârizmşahlar hânedanı yıkılmış oldu.

Celâleddin Hârizmşah’ın ölümüyle başsız kalan ve büyük kabile reislerinin emrinde toplanan kalabalık birtakım Kanklı-Kıpçak kabileleri Kırhan’ı kendilerine baş seçtiler. I. Alâeddin Keykubad, Eyyûbîler’den el-Melikü’l-Eşref’in elinde bulunan Ahlat’ı zaptettikten sonra Emîr Sinâneddin Kaymaz vasıtasıyla o yöredeki Hârizmliler’i de kendi hizmetine aldı ve Erzincan, Amasya, Lârende ve Niğde’yi onların kumandanlarına iktâ etti. II. Gıyâseddin Keyhusrev devrinde Sâdeddin Köpek’in kışkırtmasıyla Hârizmliler’in büyük emîri Kırhan tutuklanarak Zamantı Kalesi’ne gönderildi; bir süre sonra da hastalanarak öldüğü söylendi. Bunu duyan Hârizmli diğer emîrler endişelenip kabileleriyle birlikte Anadolu’dan ayrılmak için harekete geçtiler. II. Gıyâseddin Keyhusrev’in onlara engel olmak için gönderdiği kuvvetler bozguna uğradı. Hârizmliler ardından el-Cezîre hâkimi el-Melikü’s-Sâlih Eyyûb’un hizmetine girerek Diyârımudar’a yerleştiler. II. Gıyâseddin Keyhusrev, ulaşan Moğol tehlikesi karşısında Harput’u Hârizmliler’e vererek onlarla barıştı. Daha sonra Hârizmliler Türkmenler’le birlikte Halep’e hücum ettilerse de çok ağır bir bozguna uğradılar. Arkasından bu sırada Mısır tahtına geçmiş olan Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’s-Sâlih’in daveti üzerine ona katılmak için yola koyuldular. Kudüs’ü Haçlılar’ın elinden aldılar ve Filistin’e hâkim oldular (1244). el-Melikü’s-Sâlih onların yardımıyla Dımaşk’ı ele geçirdi; fakat şehri yağmalamalarına izin vermeyince araları açıldı ve Humus civarında yaşanan savaşta galip gelerek Hârizmî ordusunun büyük bir bölümünü imha etti; geri kalanlar da askerî bir kuvvet olmaktan çıktı ve böylece Hârizmliler tarih sahnesinden silindiler.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu